İnsan bazen kendisini en çok yoran şeyin üzerine gitmek değil, ondan uzaklaşmak olduğunu düşünür. Konuşmaktan kaçar, yüzleşmekten kaçar, karar vermekten kaçar. O an rahatladığını hisseder. Ancak zaman geçtikçe kaçtığı şey küçülmek yerine hayatının daha büyük bir bölümünü kaplamaya başlar.
Hayatın içinde hepimizin kaçındığı durumlar vardır. Kimi insan kırılmaktan korktuğu için duygularını belli etmez. Kimi başarısız olma ihtimalini düşünmemek için hayallerini erteler. Kimi bir sorunla karşılaştığında çözüm aramak yerine görmezden gelmeyi tercih eder. Kimi de kaybetmekten korktuğu için bir türlü adım atamaz.
İlk bakışta bunların hepsi kendimizi korumanın yolları gibi görünür. Oysa psikolojide kaçınma davranışı üzerine yapılan çalışmalar, rahatsız edici duygu ve durumlardan sürekli uzak durmanın uzun vade de farklı sorunlara zemin hazırlayabileceğini ortaya koyuyor. Çünkü kaçmak, çoğu zaman sorunu çözmüyor; yalnızca onunla karşılaşmayı erteliyor.
Rahatlamak Mı, Sorunu Büyütmek Mi?
Düşünün, kalabalık içinde konuşmaktan çekinen bir insan var. Bir toplantıda söz alması gerekiyor ama heyecanlanmaktan, yanlış bir şey söylemekten korkuyor. Konuşmaktan vazgeçtiğinde kaygısı azalıyor. O an kendisini rahatlamış hissediyor. Fakat bir sonraki toplantıda aynı korku yeniden ortaya çıkıyor. Üstelik bu kez konuşmaktan kaçınmak daha kolay geliyor. Zamanla kişi, aslında yapabileceği şeylerden bile uzak durmaya başlayabiliyor. İşte kaçınma davranışının önemli noktası burada ortaya çıkıyor: Kişi, kısa süreli rahatlamayı seçerken uzun vade de kendisine yeni sınırlar koyabiliyor.
Benzer durumları günlük hayatın birçok alanında görmek mümkün. Bir insanın sorunlu bir ilişkiyi konuşmaktan kaçınması, çözülmesi gereken meseleleri biriktirebilir. Borçlarıyla yüzleşmek istemeyen biri, maddi sorunlarının büyümesine seyirci kalabilir. Bir hatasını kabul etmekten korkan kişi ise kendisini savunmak uğruna daha büyük kırgınlıklara neden olabilir.
Kaçınmak, her zaman yanlış bir davranış değildir. Gerçekten tehlikeli bir durumdan uzaklaşmak, kendimizi korumak için gereklidir. Asıl sorun, güvende olduğumuz halde sırf kaygı duyduğumuz için sürekli geri çekilmek ve bunun hayatımızı daraltmasına izin vermektir.
Bastırdığımız Duygular Gerçekten Kaybolur Mu?
Toplum olarak çoğu zaman güçlü görünmeye önem veriyoruz. Üzüldüğümüzde belli etmemeyi, kırıldığımızda susmayı, korktuğumuzda hiçbir şey olmamış gibi davranmayı öğreniyoruz. Hatta bazen kendimize bile iyi olmadığımızı itiraf etmek istemiyoruz.
Oysa bir duyguyu hissetmemeye çalışmakla o duyguyu anlamak aynı şey değil.
Üzüntüyü kabul etmek, her zaman mutsuz kalacağımız anlamına gelmez. Korkumuzu fark etmek, onun bizi yönetmesine izin vermek demek değildir. Bir sorunla yüzleşmek de mutlaka kavga etmek ya da geçmişte yaşananları yeniden canlandırmak anlamına gelmez.
Bazen insanın kendisine soracağı basit bir soru bile önemli bir başlangıç olabilir: Ben gerçekten bu durumdan uzak durmam gerektiği için mi kaçıyorum, yoksa yaşayacağım duygudan korktuğum için mi?Bu sorunun cevabı, davranışlarımızı anlamamıza yardımcı olabilir.
Cesaret, korkmamak değil; korkuya rağmen adım atabilmektir.
Hayatta her sorunu bir anda çözmek mümkün değil. Bazen zamana ihtiyaç duyarız. Bazen dinlenmek, geri çekilmek ve kendimize alan açmak gerekir. Ancak geçici bir mola ile sürekli kaçınma arasında önemli bir fark vardır. Bir sorunu çözmek için küçük bir adım atmak, bazen büyük kararlar almaktan daha değerlidir. Ertelenen bir konuşmayı uygun bir zamanda yapmak, yardım istemek, bir hatayı kabul etmek ya da uzun zamandır korktuğumuz bir işe hazırlanmak… Bunların hiçbiri kolay olmak zorunda değil. Önemli olan, rahatsız edici duyguların varlığını kabul ederek hayatımızı yalnızca onlardan kaçınmak üzerine kurmamaktır.
Çünkü insan, her zaman rahat hissettiği yerde gelişmez. Bazen kendisini tanıması, sınırlarını keşfetmesi ve değişebilmesi için zorlandığı duygularla da karşılaşması gerekir.
Kaçtığımız şeyin hayatımızı yönetmesine izin vermeyelim. Belki de üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele şu: Hayatımızda hangi sorunları çözdük, hangilerini yalnızca görmezden geldik? Hangi konuşmaları erteledik? Hangi hayallerimizden başarısız olma korkusuyla vazgeçtik? Hangi duygularımızı başkaları görmesin diye içimize attık?
Bazen insanı yoran, yaşadığı olayın kendisinden çok o olayla yüzleşmek için harcadığı mücadeledir. Kaçınmak kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir; ancak sürekli tekrarlandığında korkularımızın ve kaygılarımızın hayatımız üzerindeki etkisini artırabilir.
Hayat, bütün korkularımızdan kurtulduğumuzda başlayacak bir yolculuk değil. Korkularımızı tanımayı, duygularımızı anlamayı ve gerektiğinde küçük de olsa adım atmayı öğrendiğimizde de ilerleyebiliriz.
Unutmayalım; her sorunla hemen yüzleşmek zorunda değiliz ama hiçbir sorunla yüzleşmemeyi de bir yaşam biçimine dönüştürmek zorunda değiliz. Çünkü bazen özgürleşmenin ilk adımı, kaçtığımız yere geri dönüp bakabilmektir.