Toplumda sıkça duyduğumuz bir söz vardır: “Dayak arsızına laf anlatılmaz.” Bu cümle kaba gibi görünse de aslında derin bir tecrübeyi özetler. Bazı insanlar vardır ki, ne söylerseniz söyleyin, ne kadar iyi niyetle yaklaşırsanız yaklaşın, kulaklarını kapatır; bildiğini okumaya devam eder. Böyleleriyle konuşmak, akla ve mantığa davet etmek çoğu zaman duvara laf anlatmaktan farksızdır. Çünkü mesele onların anlamaması değil, anlamak istememesidir.

İnsan ilişkilerinin temelinde karşılıklı anlayış ve saygı bulunur. Fakat kimi insanlar, kendilerine yapılan iyilikleri görmezden gelir, verilen emeği hiçe sayar. İşte burada nankörlük devreye girer. Nankör insan, yapılanı çabuk unutur; hep daha fazlasını ister. Ona göre dünya kendi etrafında döner. Böyle birine en doğru sözü de söyleseniz, en haklı eleştiriyi de yapsanız fayda etmez. Çünkü o, laftan anlamamak konusunda adeta ustalaşmıştır.

Laftan anlamamak bazen bir karakter özelliğidir. Bazıları karşısındakini dinler gibi yapar ama aslında yalnızca kendi çıkarını düşünür. Nasihat dinlemek yerine işine geldiği gibi davranmayı seçer. Bugün “tamam haklısın” der, yarın aynı hatayı tekrarlar. Sorumluluk almak yerine suçu başkasına atar. Böyle insanlarla iletişim kurmak, sabır gerektiren yorucu bir mücadeleye dönüşür. Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, karşınızdaki kişi samimi değilse çabanız boşa gider.

Toplum hayatında en tehlikeli tiplerden biri de kurnazlık yapmayı akıllılık sananlardır. Bu kişiler kendilerini zeki zanneder, başkalarını ise saf yerine koyarlar. Küçük hesaplarla günü kurtarmaya çalışırlar. Söz verirler ama tutmazlar, kuralları kendi lehlerine esnetirler. En ufak eleştiride ise savunmaya geçip haksızlığa uğramış gibi davranırlar. Böyle birine doğruyu göstermek çoğu zaman mümkün olmaz. Çünkü o, gerçeği görmekten çok kendi işine yarayanı duymak ister.

İşte “dayak arsızına laf anlatılmaz” sözü tam da bu tip insanları tarif eder. Buradaki “dayak” kelimesi fiziksel şiddeti değil, hayatın tokatlarını, tecrübelerin sert uyarılarını simgeler. Kimi insanlar ne kadar ders alırsa alsın değişmez. Hatalarının bedelini ödeseler bile aynı yanlışları yapmaya devam ederler. Onlar için sözün, nasihatin, uyarının pek bir değeri yoktur. Çünkü vicdanları değil çıkarlarıyla hareket ederler.

Peki böyle insanlara karşı ne yapılmalı? Öncelikle herkesin değiştirilemeyeceğini kabul etmek gerekir. İyi niyetimizi sonuna kadar kullanmak elbette erdemdir; ancak bir noktadan sonra sınır çizmeyi de bilmeliyiz. Sürekli nankörlükle karşılaşan, laftan anlamayan, işine geldiği gibi davranan insanlarla gereğinden fazla uğraşmak, insanın kendi huzurunu bozar. Bazen en doğru tavır, mesafe koymaktır.

Hayat bize şunu öğretir: Değer bilenle yol yürünür, anlamak isteyene söz söylenir. Kurnazlıkla, bencillikle ve arsızlıkla yoğrulmuş karakterleri değiştirmek çoğu zaman mümkün değildir. Bu yüzden enerjimizi, sözümüzü ve emeğimizi hak edene harcamak en sağlıklısıdır. Aksi halde, ne söylerseniz söyleyin, bazı kulaklar duymamaya, bazı kalpler anlamamaya devam edecektir.