Yazın o cıvıl cıvıl, yerinde duramayan, biraz da dağınık enerjisi yerini usulca sonbaharın ağırbaşlı ritmine bırakıyor. Güneş artık tenimizi yakmak yerine tatlı bir serinlikle selamlıyor bizi. Yaprakların sararması çoğu zaman bir bitiş ya da hüzün gibi algılansa da aslında doğa bize çok temel bir gerçeği fısıldıyor: Yenilenmek için bazen yüklerden kurtulmak ve kabuk değiştirmek gerekir.

Eylül, takvimlerde sıradan bir dokuzuncu ay olabilir; ancak insan psikolojisinde her zaman gizli bir "yılbaşı" işlevi görür. Ocak ayında tutulan dilekler ve verilen kararlar genelde kışın soğuk rehavetine yenik düşerken, eylülün getirdiği kararlar daha ayakları yere basan, daha kararlı bir yapıya sahiptir. Çocukluğumuzdan kalan "okulların açılması" ve "yeni dönem" hissi, yetişkinlikte de peşimizi bırakmaz. Zihnimiz Otomatik olarak yeni bir defterin ilk sayfasını açmaya hazırlar kendini.

Peki, nedir eylülü bu kadar özel ve düşünceli kılan?

Her şeyden önce, yazın getirdiği o dışa dönük ve hızlı temponun ardından gelen bir durulma zamanıdır sonbahar. İnsan ruhu, sürekli bir koşuşturma ve eğlence arayışından bir süre sonra yorulur. Eylülle birlikte içimize dönme, kendi kendimizle baş başa kalma fırsatı yakalarız. Serinleyen havalarla birlikte daha çok evde vakit geçirmek, elimize bir kupa sıcak çay alıp ertelediğimiz kitapları okumak ya da sadece bir pencere kenarında düşüncelere dalan gözlerle sokağı izlemek... Hepsi aslında ruhumuzun dinlenme ve kendini toplama mekanizmalarıdır.

Bu dönem, aynı zamanda hayatımızdaki "fazlalıklardan" arınma mevsimidir. Tıpkı ağaçların kurumuş yapraklarını hiç zorlanmadan, doğallıkla toprağa bırakması gibi; biz de bize artık fayda sağlamayan alışkanlıkları, zihnimizi yoran düşünceleri ve belki de enerjimizi tüketen ilişkileri geride bırakabiliriz. Doğanın hafifleme çabasına eşlik etmek, zihinsel bir detoks etkisi yaratır.

Eylülün sunduğu bu taze başlangıç enerjisini doğru değerlendirmek için büyük, radikal değişimlere gerek yok. Güne yarım saat daha erken başlayıp sabah serinliğinde kısa bir yürüyüş yapmak, masamızın üzerini ve dijital klasörlerimizi düzenlemek, kendimize yeni bir hobinin ya da öğrenilecek bir konunun kapısını aralamak yeterlidir. Önemli olan, hayatın ritmini kaçırmadan, kendi iç sesimizi dinleyerek adımlar atmaktır.

Hüzün ya da keder, eylülün tek anlatısı olamaz. Bu ay, aksine bir olgunlaşma, demlenme ve geleceğe daha sağlam adımlarla hazırlanma ayıdır. Yapraklar düşerken zihnimizdeki taze fikirlerin yeşermesine izin verelim.