Kayserili için yazlık demek, neredeyse fıtrattan gelen bir gelenekle rotayı Mersin’e çevirmektir. Toroslar’ın o dik, heybetli virajları aşağıya doğru kıvrılıp nemli Akdeniz havası genzinizi yakmaya başladığı an, İç Anadolu’nun o disiplinli, çalışkan ve üretken atmosferi bir anda geride kalır. Erciyes’in gölgesinden çıkıp kendinizi Erdemli’nin, Susanoğlu’nun ya da Kızkalesi’nin sahilinde bulursunuz. Bu yolculuk sadece iki şehir arasındaki mesafeyi katetmek değil; bütün bir yılın ticari, zihinsel ve fiziksel yorgunluğunu Akdeniz’in tuzlu sularına bırakma eylemidir.
Kayserilinin Mersin’deki yazlık hayatı, şehirdeki o düzenli ve tempolu ritmin tam aksine, muazzam bir hafifleme üzerine kuruludur. Takım elbiseler, resmi kıyafetler, saatli toplantılar bir kenara bırakılır. Günün tek üniforması; pamuklu şortlar, bol tişörtler ve kapı önünde sırasını bekleyen terlikler olur. Burada hiç kimse kimsenin ne iş yaptığıyla, ne kazandığıyla ilgilenmez; yazlığın yazısız kanunu gereği herkes sadece dinlenmenin ve rahatlığın peşindedir.
Yazlık mesaisinin en hassas, tabiri caizse en kutsal anı ise sabahın ilk ışıklarıyla başlayan o deniz seansıdır. Saat henüz yediye yaklaşırken, sahil günün ilerleyen saatlerindeki o kalabalıktan, gürültüden tamamen arınmış olur. Deniz, üzerine rüzgar bile değmemiş gibi kıpırtısız ve durudur. İç Anadolu’nun karasal sıcağına alışkın bedenler için sabahın o erken saatinde suya girmek, kelimenin tam anlamıyla bir arınma ritüelidir.
Suya bırakılan ilk kulaçla birlikte, kış boyu zihni meşgul eden hesaplar, hedefler, koşturmacalar suyun dibine çöker. O sessizlikte, sadece Akdeniz’in dinginliği ve kendi nefesiniz kalır geriye. Sudan çıkıp balkona dönüldüğünde ise fırından yeni gelmiş sıcacık sıkmalar, taze domatesler ve demli bir çay eşliğinde yapılan o uzun kahvaltılar başlar. Akşamüstü sitenin ortak alanında başlayan tatlı sohbetler, kaybettiğimiz o samimi komşuluk ilişkilerini yeniden hatırlatır.
Mersin’deki yazlıkçılık, Kayserili için lüks otellerin sunamadığı bir özgürlük alanıdır. Bize yavaşlamayı, sadeliği ve hayatı biraz daha esnek yaşamayı öğretir. Sabahın o erken saatinde denize düşen ilk kulaç, aslında bütün bir yılın yükünü geride bırakıp hayata kısa ve huzurlu bir mola vermektir.