Bazen hayatın bütün yorgunluğunu üzerimizden atmak için büyük mutluluklara ihtiyacımız olduğunu düşünürüz. Güzel bir tatil, beklediğimiz bir haber, uzun zamandır istediğimiz bir şeyin gerçekleşmesi… Oysa hayat, çoğu zaman en büyük mutlulukları küçücük ayrıntıların içine saklar. Fark edebilirsek bir fincan çayda, tanıdık bir selamda, hiç beklemediğimiz bir anda duyduğumuz kahkahada buluruz o mutluluğu.
Mesela sabah evden çıkarken anahtarını arayan birini düşünün. Ceplerini kontrol eder, çantasını karıştırır, masanın üzerindeki her şeyi kaldırır. Sonunda anahtarın elinde olduğunu fark eder. İşte hayatın küçük komedilerinden biri! Hepimizin başına gelmiştir. Bazen bir yere yetişmeye çalışırken gözlüğümüzü ararız, oysa gözlüğümüz burnumuzun üzerindedir. Hayat, en telaşlı anlarımızda bile bize kendimizle dalga geçmeyi öğretir.
Bir de pazarlıklarımız var kendimizle… Akşam erkenden yatmaya karar veririz ama tam uyumadan önce telefonumuza bakmak isteriz. Bir video derken diğeri, bir haber derken öteki gelir. Saate bakarız, gece yarısını çoktan geçmişizdir. Sabah olunca da kendimize söz veririz: “Bu akşam kesin erken yatacağım!” İnsan dediğimiz biraz da verdiği sözleri unutup yeniden umutlanabilen bir varlık değil mi?
Hayatın gülümseten ayrıntıları yalnızca kendi küçük sakarlıklarımızdan ibaret değil. Apartman komşusunun kapı önünde karşılaştığımızda söylediği içten bir “Günaydın”, otobüste birinin yer vermesi, hiç tanımadığımız bir insanın yüzümüzdeki yorgunluğu fark edip halimizi sorması… Bunlar belki birkaç saniye sürer ama günümüzün rengini değiştirebilir.
Hele ki bir çocuğun dünyasına kulak verdiğimizde hayatın ne kadar eğlenceli olabileceğini yeniden hatırlarız. Çocuklar, yetişkinlerin sıradan bulduğu şeylerde bile şaşıracak bir güzellik bulur. Bir su birikintisi onlar için küçük bir deniz, karton bir kutu kocaman bir gemidir. Biz büyüdükçe hesaplarımız, sorumluluklarımız ve telaşlarımız artarken dünyaya şaşırma yeteneğimizi biraz kaybederiz. Belki de yeniden mutlu olmanın yollarından biri, çocukların gözleriyle bakmayı hatırlamaktır.
Günlük hayatın kendine özgü mizahı da vardır. Markete yalnızca ekmek almak için girip poşetler dolusu alışverişle çıkmak, misafir geleceği zaman evi sanki denetimden geçecekmiş gibi temizlemek, telefon çalınca “Neredesin?” sorusuna “Geliyorum” diye cevap verip henüz evden çıkmamış olmak… Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünür. Ama hepimizin ortak hikayesidir. Gülümsemek için bazen kendimize biraz dışarıdan bakmamız yeterlidir.
Elbette hayat her zaman neşeli değildir. Yorulduğumuz, üzüldüğümüz, içimize kapandığımız günler olur. Bazen bir gülümsemeye bile ihtiyaç duyarız ama onu bulmakta zorlanırız. İşte tam da bu nedenle küçük mutlulukların kıymetini bilmek gerekir. Çünkü mutluluk, her şeyin kusursuz olduğu bir hayatın ödülü değildir. Kusurların, aksiliklerin ve sıradan günlerin arasında kendine yer bulabilen bir duygudur.
Belki bugün büyük bir başarı elde edemeyeceğiz. Belki işlerimiz yetişmeyecek, planlarımız değişecek, beklediğimiz telefon gelmeyecek. Ama yolda gördüğümüz bir kedinin hali bizi güldürebilir, sevdiğimiz birinden gelen mesaj içimizi ısıtabilir ya da çayımızı yudumlarken pencereden süzülen güneş yüzümüzü aydınlatabilir.
Hayatın bütün meselelerini bir günde çözemeyiz. Fakat aralarına birkaç küçük tebessüm sığdırabiliriz. Üstelik bunun için pahalı şeylere, kusursuz planlara ya da özel günlere ihtiyacımız yok.
Bazen yapılması gereken tek şey, biraz yavaşlamak ve etrafımıza bakmaktır. Çünkü hayat, çoğu zaman büyük olaylarla değil, fark ettiğimiz küçük güzelliklerle hatırlanmaya değer hale gelir.
Unutmayalım; günün sonunda yüzümüzde kalan küçük bir gülümseme bile hayatın bize verdiği en güzel hediyelerden biri olabilir.