Kaçtıkça Büyüyen Sorunlar: Psikolojinin Kaçınma Yasası

Kübra Hasçalık

28-10-2026 11:29

İnsan bazen kendisini en çok yoran şeyin üzerine gitmek değil, ondan uzaklaşmak olduğunu düşünür. Konuşmaktan kaçar, yüzleşmekten kaçar, karar vermekten kaçar. O an rahatladığını hisseder. Ancak zaman geçtikçe kaçtığı şey küçülmek yerine hayatının daha büyük bir bölümünü kaplamaya başlar.

Hayatın içinde hepimizin kaçındığı durumlar vardır. Kimi insan kırılmaktan korktuğu için duygularını belli etmez. Kimi başarısız olma ihtimalini düşünmemek için hayallerini erteler. Kimi bir sorunla karşılaştığında çözüm aramak yerine görmezden gelmeyi tercih eder. Kimi de kaybetmekten korktuğu için bir türlü adım atamaz.

İlk bakışta bunların hepsi kendimizi korumanın yolları gibi görünür. Oysa psikolojide kaçınma davranışı üzerine yapılan çalışmalar, rahatsız edici duygu ve durumlardan sürekli uzak durmanın uzun vade de farklı sorunlara zemin hazırlayabileceğini ortaya koyuyor. Çünkü kaçmak, çoğu zaman sorunu çözmüyor; yalnızca onunla karşılaşmayı erteliyor.

Rahatlamak Mı, Sorunu Büyütmek Mi?

Düşünün, kalabalık içinde konuşmaktan çekinen bir insan var. Bir toplantıda söz alması gerekiyor ama heyecanlanmaktan, yanlış bir şey söylemekten korkuyor. Konuşmaktan vazgeçtiğinde kaygısı azalıyor. O an kendisini rahatlamış hissediyor. Fakat bir sonraki toplantıda aynı korku yeniden ortaya çıkıyor. Üstelik bu kez konuşmaktan kaçınmak daha kolay geliyor. Zamanla kişi, aslında yapabileceği şeylerden bile uzak durmaya başlayabiliyor. İşte kaçınma davranışının önemli noktası burada ortaya çıkıyor: Kişi, kısa süreli rahatlamayı seçerken uzun vade de kendisine yeni sınırlar koyabiliyor.

Benzer durumları günlük hayatın birçok alanında görmek mümkün. Bir insanın sorunlu bir ilişkiyi konuşmaktan kaçınması, çözülmesi gereken meseleleri biriktirebilir. Borçlarıyla yüzleşmek istemeyen biri, maddi sorunlarının büyümesine seyirci kalabilir. Bir hatasını kabul etmekten korkan kişi ise kendisini savunmak uğruna daha büyük kırgınlıklara neden olabilir.

Kaçınmak, her zaman yanlış bir davranış değildir. Gerçekten tehlikeli bir durumdan uzaklaşmak, kendimizi korumak için gereklidir. Asıl sorun, güvende olduğumuz halde sırf kaygı duyduğumuz için sürekli geri çekilmek ve bunun hayatımızı daraltmasına izin vermektir.

Bastırdığımız Duygular Gerçekten Kaybolur Mu?

Toplum olarak çoğu zaman güçlü görünmeye önem veriyoruz. Üzüldüğümüzde belli etmemeyi, kırıldığımızda susmayı, korktuğumuzda hiçbir şey olmamış gibi davranmayı öğreniyoruz. Hatta bazen kendimize bile iyi olmadığımızı itiraf etmek istemiyoruz.

Oysa bir duyguyu hissetmemeye çalışmakla o duyguyu anlamak aynı şey değil.

Üzüntüyü kabul etmek, her zaman mutsuz kalacağımız anlamına gelmez. Korkumuzu fark etmek, onun bizi yönetmesine izin vermek demek değildir. Bir sorunla yüzleşmek de mutlaka kavga etmek ya da geçmişte yaşananları yeniden canlandırmak anlamına gelmez.

Bazen insanın kendisine soracağı basit bir soru bile önemli bir başlangıç olabilir: Ben gerçekten bu durumdan uzak durmam gerektiği için mi kaçıyorum, yoksa yaşayacağım duygudan korktuğum için mi?Bu sorunun cevabı, davranışlarımızı anlamamıza yardımcı olabilir.

Cesaret, korkmamak değil; korkuya rağmen adım atabilmektir.

Hayatta her sorunu bir anda çözmek mümkün değil. Bazen zamana ihtiyaç duyarız. Bazen dinlenmek, geri çekilmek ve kendimize alan açmak gerekir. Ancak geçici bir mola ile sürekli kaçınma arasında önemli bir fark vardır. Bir sorunu çözmek için küçük bir adım atmak, bazen büyük kararlar almaktan daha değerlidir. Ertelenen bir konuşmayı uygun bir zamanda yapmak, yardım istemek, bir hatayı kabul etmek ya da uzun zamandır korktuğumuz bir işe hazırlanmak… Bunların hiçbiri kolay olmak zorunda değil. Önemli olan, rahatsız edici duyguların varlığını kabul ederek hayatımızı yalnızca onlardan kaçınmak üzerine kurmamaktır.

Çünkü insan, her zaman rahat hissettiği yerde gelişmez. Bazen kendisini tanıması, sınırlarını keşfetmesi ve değişebilmesi için zorlandığı duygularla da karşılaşması gerekir.

Kaçtığımız şeyin hayatımızı yönetmesine izin vermeyelim. Belki de üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele şu: Hayatımızda hangi sorunları çözdük, hangilerini yalnızca görmezden geldik? Hangi konuşmaları erteledik? Hangi hayallerimizden başarısız olma korkusuyla vazgeçtik? Hangi duygularımızı başkaları görmesin diye içimize attık?

Bazen insanı yoran, yaşadığı olayın kendisinden çok o olayla yüzleşmek için harcadığı mücadeledir. Kaçınmak kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir; ancak sürekli tekrarlandığında korkularımızın ve kaygılarımızın hayatımız üzerindeki etkisini artırabilir.

Hayat, bütün korkularımızdan kurtulduğumuzda başlayacak bir yolculuk değil. Korkularımızı tanımayı, duygularımızı anlamayı ve gerektiğinde küçük de olsa adım atmayı öğrendiğimizde de ilerleyebiliriz.

Unutmayalım; her sorunla hemen yüzleşmek zorunda değiliz ama hiçbir sorunla yüzleşmemeyi de bir yaşam biçimine dönüştürmek zorunda değiliz. Çünkü bazen özgürleşmenin ilk adımı, kaçtığımız yere geri dönüp bakabilmektir.

DİĞER YAZILARI Hayata Dair Gülümseten Detaylar… 01-01-1970 03:00 Kayseri Mutfağı: Bir Şehrin Sofrasından Dünyaya Uzanan Lezzet Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Toplumsal İlişkilerde Nezaketin Önemi 01-01-1970 03:00 Kamusal Alanda Saygılı Olmayı Öğreniyoruz! 01-01-1970 03:00 Dijital Çağda Kitap Okuma Hazzını Yeniden Keşfetmek 01-01-1970 03:00 Şehrin Gürültüsünden Sığınacak Bir Liman: Kayseri Edebiyat Kulübü 01-01-1970 03:00 Hafta Sonu Kaçışları: Şehirden Doğaya Sığınmak 01-01-1970 03:00 Mutfaktan Gönüllere Taşan Miras 01-01-1970 03:00 İnsanlığın Kırılma Eşiği: Vicdan ve İyilik Üzerine 01-01-1970 03:00 Kazanlar Kuruldu, Kış Hazırlıkları Başladı 01-01-1970 03:00 Dökülen Yapraklar, Yeşeren Zihinler 01-01-1970 03:00 Eylül’ün Getirdiği Yeniden Başlangıçlar 01-01-1970 03:00 Güvenlik Uğruna Özgürlükten Vazgeçmeli Miyiz? 01-01-1970 03:00 Erciyes’in Sıcağından Akdeniz’in Mavisine: Kayserililerin Mersin Mesaisi 01-01-1970 03:00 Ruhun Yüklerini Hafifletmek: Kafaya Takmama Sanatı 01-01-1970 03:00 Bir Yudum Suyla Hayata Tutunmak 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Şeytan ve Hiç Değişmeyen Kaçışlarımız 01-01-1970 03:00 Kayseri’nin Bağ Kültürünü Korumamız Gerekiyor 01-01-1970 03:00 Ekranlardaki Kültür Şoku: Neden Yabancı Dizilerin Esiriyiz? 01-01-1970 03:00 Kavurucu Sıcaklarda Nefes Alacak Duraklar: Kayseri’nin Yaz Rotaları 01-01-1970 03:00 Sesli Kitapla Zamanı Bükmek 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya Çağında Gazetecilik 01-01-1970 03:00 Futbol Neden Sadece "Futbol" Değildir? 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Sessiz Savaşçı 01-01-1970 03:00 Bir Maçtan Fazlası: Dünya Kupası Yolunda Türkiye 01-01-1970 03:00 Telefonu Değil, Kendimizi Şarj Etmeye İhtiyacımız Var 01-01-1970 03:00 Ben Kahve Kadınıyım, Sen Seversin Sevmezsin… 01-01-1970 03:00 İnsanın İçindeki Kara Köpek 01-01-1970 03:00 Ölümün Öğrettikleri 01-01-1970 03:00 Hoş Geldin Bahar… 01-01-1970 03:00 Sevgi mi, Tahammül mü? İlişkilerin İnce Çizgisi 01-01-1970 03:00 Vicdanın Sesi Neden Kısılıyor? 01-01-1970 03:00 Erciyes Dağı ve Turizmin Dönüşümü 01-01-1970 03:00 Toplumsal Empati Neden Azaldı? 01-01-1970 03:00 Herkes Konuşuyor, Kimse Dinlemiyor 01-01-1970 03:00 Komşuluk Kültürü Nereye Gidiyor? 01-01-1970 03:00 İnsanların Birbirine Güveninin Azalması 01-01-1970 03:00 İnsan Olmanın En Zor Tarafı: Adaletli Kalabilmek 01-01-1970 03:00 Görgü ve Nezaketin Kaybolan Değeri 01-01-1970 03:00 İyi Niyetin Sınırı Olmalı mı? 01-01-1970 03:00 Hız Çağında Yavaş Kalabilmenin Cesareti 01-01-1970 03:00 Sosyal Medyada Üslup Neden Gerçek Hayattan Daha Sert? 01-01-1970 03:00 Dinlemeyi Unutan Toplum: Herkes Konuşuyor, Kimse Duymuyor 01-01-1970 03:00 Hayatı Kaçırmayın 01-01-1970 03:00 Her Şeyin Başı Huzur! 01-01-1970 03:00 İyi Niyet Sömürüye Açık Kapı Değildir! 01-01-1970 03:00 Futbolda Taraftarlığın Cinsiyete Sıkıştırılması 01-01-1970 03:00 Dayak Arsızına Laf Anlatılmaz! 01-01-1970 03:00 Dil Belası: Bir Sözle Yıkan, Bir Sözle Yıkanan İnsan 01-01-1970 03:00 Dil Belası: Üslup ve Kelimelerin Çekim Gücü 01-01-1970 03:00 Yapay Zeka Çocuklara Yasak mı? 01-01-1970 03:00 Masumiyet Müzesi: Aşkın Fedakarlıkla, Vefayla ve Nezaketle İmtihanı 01-01-1970 03:00 Tahammül Eşiği Neden Bu Kadar Düştü? 01-01-1970 03:00 Dinlemeyi Unutan Toplum: Herkes Konuşuyor, Kimse Duymuyor 01-01-1970 03:00 Empati Yorgunluğu: Sürekli Anlayan Taraf Olmak 01-01-1970 03:00 Üslubun Sessiz Gücü: İletişim ve İş Yaşamında Tarzın Etkisi 01-01-1970 03:00 Tevazu Terbiyesi ve İnsanı İnsana Yaklaştıran Zarafet 01-01-1970 03:00 Kelimelerin Gücü ve Empatinin Dili 01-01-1970 03:00 İletişim: İnsanlığın En Güçlü Bağı 01-01-1970 03:00 BİLİŞSEL ÇELİŞKİ: KENDİ GERÇEKLİĞİMİZLE SAVAŞ 01-01-1970 03:00 Beden Sosyolojisi: Güzellik Algısı ve Toplumsal Baskılar 01-01-1970 03:00 Dijitalleşme ve Sosyal Medya: Yeni Neslin Görünmez Zincirleri 01-01-1970 03:00 Göçün Sosyolojik Yüzü: Kimlik, Kültür ve Çatışma 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya Çağında Kimlik Arayışı 01-01-1970 03:00 Bütçeler Artıyor, Başarı Neden Gelmiyor? 01-01-1970 03:00 ANADOLU KULÜPLERİ YETİM KALDI:  ERTELEME ADALETSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 TRİBÜN KÜLTÜRÜ: FUTBOLUN NABZI, TARAFTARIN KİMLİĞİ 01-01-1970 03:00 YENİ BİR SAYFA: GİSDOL İLE UMUDA YOLCULUK 01-01-1970 03:00