Önce evlerimize, sokaklarımıza bakalım... Kayserili için kış hazırlığı, henüz yaz sıcakları sürerken bahçelerde, balkonda başlar. Kurutulan biberler, imece usulü kesilen erişteler, kazanlarda kaynayan salçalar, sirkesi tam kıvamında kurulan turşular ve elbette buzluklarda yerini alan mantılar... Kayseri mutfağının o zengin kış stoğu, aslında bu kentin dayanışma kültürünün en somut göstergesidir. Doğalgazın yaygınlaşmasıyla kilerlerdeki odun-kömür kokusu azalsa da, soğuk günlerde aileyi bir arada tutan o sıcacık hazırlık ruhu hiç eksilmedi.
Çünkü bu topraklarda kışa hazırlanmak, sadece gıda stoklamak ya da kileri doldurmak demek değildir. Bu hazırlık; komşuluğu tazelemek, aile bağlarını perçinlemek ve nesilden nesile aktarılan kadim bir gelenek meşalesini elden ele devretmektir. Bir tepsinin etrafında toplanıp saatlerce sıkılan o minicik mantılarda yalnızca kıyma ve hamur yoktur; annelerin duaları, genç kızların kahkahaları, komşuların dertleşmesi ve içten sohbeti saklıdır. Erişte kesilirken sallanan bıçak darbelerinin ritmi, aslında bu şehrin ortak yaşam temposunu belirler.
Geçmişten günümüze binalar yükseldi, mahalle kültürümüz apartman dairelerine taşındı belki. Ancak Kayseri insanının o paylaşımcı karakteri, betona ve zamana yenik düşmedi. Balkonlardan sarkan kırmızı biber dizileri, bahçeli evlerin avlularından yükselen o odun ateşinde kaynayan salça kokusu, modern kentin gri mimarisine adeta meydan okur. İmece Usulü dediğimiz o yüce kavram, sadece bir iş bölümü değil; "ben" değil "biz" olabilmenin, zorlu kış günlerini birlikte omuzlayabilmenin en zarafetli yoludur. Komşunun salçası kaynarken odun taşıyan, eriştisi serilirken yardıma koşan eller, kışın en sert ayazında bile içimizi ısıtan asıl güçtür.
Ekim ayı kapıyı çalıp Erciyes’in zirvesine ilk kar düştüğünde, Kayseri’de her ev bir kale gibi hazır bekler. Kilerdeki kavanozlar sıraya dizilmiş, buzluklar paylaşılan emeklerle dolmuştur. Dışarıda dondurucu bir rüzgar esse de, o kilerlerden sofraya taşınan her yemekte yazın güneşi, toprağın bereketi ve elbette bir araya gelen yüreklerin sıcaklığı vardır. Sıcak bir çorbanın buharında yükselen şükür, Kayseri’nin bereket anlayışının en özeti olarak karşımıza çıkar.
Günün sonunda, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, market rafları ne kadar dolup taşarsa taşsın; kendi eliyle kışlığını hazırlayan o cefakar ruhun yerini hiçbir şey tutamaz. Ağız tadıyla yenen bir kap yemeğin arkasındaki o büyük imece ve alın teri, Kayseri’yi Kayseri yapan en temel değerlerden biridir. Kış varsın tüm soğukluğuyla gelsin; kapısını dostluğa, komşuluğa ve dayanışmaya açan evlerde o sıcacık ruh var oldukça, bu şehirde hiçbir mevsim çetin geçmez.
Yeni mevsimin tüm evlere bereket, sağlık ve ağız tadı getirmesi dileğiyle…