Yarın Ramazan başlıyor…
Ne güzel bir cümle bu! Kalbime huzur, içime sevinç doluyor.
Ramazan’ın gelişiyle birlikte şehrin havası bile değişiyor sanki.
Işıkları erken yanan mutfaklar, iftar hazırlıkları, davul sesleri…
Her biri bu mübarek ayın ruhunu hissettiren küçük ama anlamlı ayrıntılar.
Derler ki, Ramazan’ın gelişine sevinmek imanın işaretidir. Gerçekten de öyle. Ben de bu sevinci yüreğimin derinlerinde hissediyorum.
Heyecan var, özlem var. Mesela fark ettim ki, ben Ramazan pidesini bile özlemişim.
Belki biraz gülümsetir ama o sıcacık, susam kokulu pidenin etrafında toplanan aile sofraları bile başlı başına bir huzur kaynağı.
Sadece pide değil elbette…
Teravih namazlarını, camilerin kalabalığını, dualarla dolu o atmosferi de özlemişim.
O saf kalabalığın içinde, herkesin aynı kıbleye yönelip aynı duaya “âmin” demesi beni her defasında derinden etkiler.
Ruhumuz bu maneviyatı solumaya hasret kalıyor. Susamış gibiyiz; ama suya değil, huzura, sükûnete susamışız.
Ramazan bize sadece aç kalmayı değil, sabrı, merhameti, empatiyi de öğretiyor.
Fakat bazen görüyorum; oruç tuttuğu hâlde çevresine öfke saçan insanlar var.
Oysa oruç, öfkeyi yutmayı, nefsini terbiye etmeyi öğretir. Oruç, mideyi değil, kalbi eğitmektir aslında.
Yarın, bir kez daha midemiz boşalacak ama ruhumuz dolacak.
Dualarla, şükürle, paylaşmanın güzelliğiyle dolu bir ay bizi bekliyor.
Rabbim bu Ramazan’ı tüm ümmete hayır, bereket ve huzur getiren bir zaman dilimi kılsın.