Hepimiz maaşın yatacağı günü iple çekiyoruz. Takvim yaprakları yavaş yavaş koparılıyor, “acaba yattı mı?” diye mobil bankaya günde beş kez bakılıyor. Maaş yatar yatmaz yaşanan o birkaç saatlik mutluluk var ya… İşte o mutluluk, akşam olmadan yerini acı bir gerçeğe bırakıyor. Çünkü aslında maaş bize değil, borçlarımıza yatıyor. Hatta daha doğru bir ifadeyle: Borçlarımın maaşı yattı.
Kira, faturalar, kredi kartı derken maaş bir bakmışsın incelmiş, zayıflamış, adeta bizden küsmüş. Elde azıcık para kalıyor ama onu da harcamaya kıyamıyorsun. Harcasan içi acıyor, harcamasan aklı orada. İşte tam o anlarda insan, “Ne güzelmiş anneden babadan para aldığımız günler” diye iç geçiriyor. O zamanlar ne kadar kolaydı para harcamak. Bir liraya dört ekmek alınan zamanları, 50 kuruşa simit yediğimiz günleri hatırlıyorum. Şimdi kazanıyoruz ama kazandığımız geldiği gibi gidiyor.
Bir de işin kadın tarafı var. Bakım ürünleri, kıyafetler, ekstra masraflar… “Cinsiyetçilik yapma” dediğinizi duyar gibiyim, yapmıyorum yahu; gerçek bu. Erkekler sabah yüzüne su çarpıp çıkabiliyor, biz ise hayatı biraz daha komplike yaşıyoruz. Her vakte ayrı bir bakım rutinimiz var. Kadın olmak zor… Bunu yazarken bile bir iç çektim. Ama yine de iyi ki kadınız. Erkekler gibi bu kadar düz yaşamak istemezdim.
Takma kirpiğin 170 lira olduğu bir dönemdeyiz, gel de üzülme. “Tek derdin bu olsun” dediğinizi de duyar gibiyim. Kesinlikle katılıyorum. Tek sorunumuz bu olsun yahu. İyi ki varız kadınlar olarak. Sağlıcakla kalın.