Her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Hayatta olduğu gibi iş hayatında da… Bazen konuşmak değil susmak gerekir. Bazen geri çekilmek, doğru zamanda doğru hamleyi yapabilmek için en güçlü duruştur. Çünkü aceleyle atılan adımlar çoğu zaman sonuç değil, sadece yorgunluk getirir.
İnsan dediğimiz varlık sadece bir “çalışan” değildir. Duyguları vardır, düşünceleri vardır, kırıldığı, yorulduğu anlar vardır. Bir ortamda huzur yoksa, güven yoksa, orada başarıdan söz etmek de mümkün değildir. Çünkü huzursuzluk, insanın enerjisini tüketir. Motivasyonu yok eder. İnsanı sadece bedenen orada tutar, ruhen çoktan uzaklaştırır.
Bugün birçok yerde aynı hata yapılıyor: Sürekli beklenti, sürekli talep… Ama kimse dönüp şu soruyu sormuyor: “Ben ne veriyorum?”
Sadece istemekle olmaz. Bir çalışandan verim almak istiyorsanız önce ona huzur vermelisiniz. Güven vermelisiniz. Değerli olduğunu hissettirmelisiniz.
Bir düşünün… Sabah gözünü açtığında “Bugün de işe mi gideceğim?” diye iç geçiren bir insan, o gün ne kadar üretken olabilir? Ne kadar katkı sağlayabilir? O insanın bedeni orada olsa da zihni çoktan başka yerlere gitmiştir.
Oysa huzurlu bir ortamda çalışan biri için durum çok farklıdır. Sabah kalktığında isteyerek hazırlanır. İşine sahip çıkar. Çünkü kendini ait hisseder. Çünkü değer gördüğünü bilir.
Başarı, sadece çok çalışmakla gelmez. Başarı, doğru ortamda, doğru duygularla çalışmakla gelir. Baskının olduğu yerde korku olur. Korkunun olduğu yerde ise ne gelişim olur ne de üretim.
Kısacası; bir yerden verim almak istiyorsanız önce oraya huzur koyacaksınız. İnsan, huzur bulduğu yerde büyür. Değer gördüğü yerde üretir. Aksi halde ne motivasyon kalır ne de başarı…
Unutulmaması gereken en önemli şey şu:
İnsan makine değildir. Ve huzurun olmadığı yerde hiçbir şey gerçekten işlemez.