Fiyat Algımız Ne Ara Böyle Değişti?

24-03-2026 16:46

Bir zamanlar 50 bin liraya bir evi baştan sona dizmek mümkündü. Bugün ise aynı rakam, orta segment bir buzdolabının etiketinde karşımıza çıkıyor. Daha “idare eder” dediğimiz ürünler bile 25-30 bin lira bandına yerleşmiş durumda. Peki ne oldu da biz bu rakamları bu kadar sıradan karşılamaya başladık?

Aslında değişen sadece fiyatlar değil; bizim o fiyatlara bakışımız, yani algımız. Eskiden bir ürünün fiyatını duyduğumuzda zihnimizde hemen bir kıyas başlardı. “Bu paraya neler yapılır?” diye düşünürdük. Şimdi ise aynı refleksi giderek daha az gösteriyoruz. Çünkü sürekli artan fiyatlar karşısında zihnimiz kendini korumaya aldı. Yüksek rakamları normalleştirdik. 50 bin lira, 60 bin lira, hatta 70 bin lira… Artık kulağa eskisi kadar “büyük” gelmiyor. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri de teknoloji ve kişisel bakım ürünlerinde karşımıza çıkıyor. Daha birkaç yıl önce 7 bin lira olan bir ürünün bugün 30 bin liranın üzerine çıkmasına şaşırıyoruz belki ama yine de “alınabilir” kategorisinde değerlendirmeye devam ediyoruz. Çünkü o ürün sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir “arzu nesnesi” haline getiriliyor. Reklamlar, sosyal medya ve influencer etkisiyle, o ürüne sahip olmak bir gereklilik gibi sunuluyor. İşte tam da bu noktada şu soruyu sormamız gerekiyor: Gerçekten ihtiyacımız olduğu için mi alıyoruz, yoksa bize ihtiyaçmış gibi hissettirildiği için mi? Bir kadın olarak mağaza gezmeyi sevmek, ürünleri incelemek, fiyatları takip etmek elbette çok kıymetli bir alışkanlık. Çünkü bilinçli tüketici olmak, bu yeni fiyat düzeninde ayakta kalmanın en önemli yollarından biri. Ne aldığını bilmek, alternatifleri görmek ve karşılaştırma yapmak artık bir lüks değil, zorunluluk. Ancak bu da tek başına yeterli değil. Cebimizin yanmasını önlemenin yolu biraz da kendimize sınır koymaktan geçiyor. Her beğendiğimiz ürünü almak zorunda olmadığımızı kabul etmekten… “Daha iyisi varken bu alınmaz” düşüncesi yerine, “Benim ihtiyacımı bu karşılıyor mu?” sorusunu sormaktan… Çünkü mesele artık sadece bütçe meselesi değil; bir bilinç meselesi. Fiyatlar artmaya devam edebilir. Ekonomik şartlar değişebilir. Ama bizim tüketim alışkanlıklarımızı nasıl yöneteceğimiz tamamen bizim elimizde. Eğer bu dengeyi kuramazsak, kazandığımız ne olursa olsun yetmeyecek. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit. Her pahalı olan, gerekli değildir. Ve her “değer” dediğimiz şey, gerçekten o değeri etmeyebilir.

DİĞER YAZILARI Huzurlu Veda: Gitmenin de Bir Asaleti Vardır 01-01-1970 03:00 Gidenlerin Ardından Kalan Sessizlik 01-01-1970 03:00 EMEK VARSA, HUZUR DA OLMALI 01-01-1970 03:00 Huzurun Olmadığı Yerde Verim Aranmaz 01-01-1970 03:00 Çocuğa Dair Bilmek: Sadece Anne-Baba Meselesi Mi? 01-01-1970 03:00 Bir Ramazanın Ardından: Eksik Kalanlar ve İçimizde Kalanlar 01-01-1970 03:00 Mahremiyet İzlenme Uğruna Satılıyor 01-01-1970 03:00 Eski Dizilerin Samimiyeti Nereye Kayboldu? 01-01-1970 03:00 Oklar Bir Gün Tersine Döner 01-01-1970 03:00 Küçük Şeylerin Büyük Mutluluğu 01-01-1970 03:00 29’a Doğru… 01-01-1970 03:00 Maneviyatın En Güzel Zamanı 01-01-1970 03:00 Çocukluk Yasaklarla Değil, Hayallerle Büyür 01-01-1970 03:00 Umrunda Olmadıkça Küçülürler 01-01-1970 03:00 İşi Öğrenmemek İçin Gösterilen Gayret 01-01-1970 03:00 BORÇLARIMIN MAAŞI YATTI 01-01-1970 03:00 BİR GÜLÜŞE SIĞAN HAYAT 01-01-1970 03:00 GAZETECİLİĞİ MESAİYE SIĞDIRAN KUŞAK 01-01-1970 03:00