Cumartesi sabahlarıydı… Saat daha 7 bile olmadan televizyonun karşısına kurulmuş olurduk. Önce çizgi film kuşağı başlar, ardından Sihirli Annem girerdi ekrana. Battaniyenin altına kıvrılmış, elimizde çikolatalı süt, ev halkının uyanmasını beklerdik. O sessiz saatler, bugünün gürültüsünde en çok özlenen anılar arasında.
Eskileri özlemek elbette var; çünkü eskiler güzeldi, eskiler özeldi. Ama burada asıl vurgulamak istediğim şey nostalji değil. O dönemin çocukluğa bakışı… Hayal gücüne, meraka ve keşfetmeye tanınan alan.
Sihirli Annem’in yayınlandığı yılları hatırlayanlar bilir. Okullarda bazı öğretmenler bu dizinin izlenmemesi gerektiğini söyler, ailelere uyarılar giderdi. “Çocukları hayal dünyasına sürüklüyor” denirdi. Ne ilginç… Hayal kurmak bir tehlike gibi görülüyordu. Oysa ben şanslıydım. Baskıcı kurallarla büyütülmedim. Hayal gücümü genişleten dizileri, filmleri izledim ve bugün geriye dönüp baktığımda hepsi zihnimde tatlı birer anı olarak duruyor.
Velhasıl kelam, bugün bazı ebeveynlerin hâlâ aynı hataya düştüğünü görüyorum. Anne baba olmak, sadece yasak koymak değildir. Elbette iyi niyet vardır; korumak, kollamak ister insan. Ama bazen çocuklardan farkında olmadan çok şey çalınır. Merakları, hayalleri, deneme cesaretleri…
Bazı şeyler yaşanmalı. Bazı şeyler tecrübe olarak çocuğun hayatına eklenmeli. Her şeye yasak koyarak yetiştirilen çocuklar, kapalı bir kutunun içinde büyür. O kutunun sınırları kadar düşünür, o kadar hayal kurar. Hayalleri de, dünyası da dar olur.
Oysa bizler uçsuz bucaksız hayallerle doluyduk. Süpürgeyle uçabileceğimize, bir kapının ardında bambaşka dünyalar olduğuna inanıyorduk. Belki gerçek değildi ama bize umut, cesaret ve renk kattı.
Çocuklar güzeldir. Hayalleriyle daha da güzel. Onları kapatmak yerine, hayal kurmalarına izin verelim. Çünkü büyüdüklerinde hatırlayacakları şey yasaklar değil, o küçük ama değerli anılar olacak.