GAZETECİLİĞİ MESAİYE SIĞDIRAN KUŞAK

15-12-2025 09:29

Gazetecilik öyle bir meslek ki… Bir kere içine girince, çıkmak mümkün olmuyor. Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, bir yerlerde eksik kalıyorsun. Beş ay başka bir sektörde çalıştım. Farklı bir tempo, farklı bir düzen… Ama içimde hep aynı ses vardı: “Sen buraya ait değilsin!”

 

Geri döndüğümde anladım ki, ben haber yazmayı özlemişim. Köşe yazmayı, haber kovalamayı, “kim, nerede, ne demiş” diye araştırmayı… Hatta bazen uykusuz kalmayı bile özlemişim. Çünkü bu meslek sadece bir iş değil, bir yaşam biçimi. Gazetecilik mesai saatlerine sığdırılabilecek bir uğraş değil. Saat kaç olursa olsun, gün bitse de gündem bitmiyor. Mesai bittiğinde “beni ilgilendirmiyor” diyorsan, olup bitene dönüp bakmıyorsan, ne yazık ki bu mesleğin ruhunu da taşıyamıyorsun.

 

Gazetecilik 24 saat yapılan bir meslek ama bu bir zorunluluktan değil, gönülden gelir. Kimse sana “gündemi takip et” diye emir vermez. Sen zaten edersin. Çünkü merak edersin, sorarsın, araştırırsın. Teyakkuz hâli dediğimiz şey tam da budur. Kimisi için yorucu, kimisi için ağır… Ama zor olan her şey güzel değil midir?

 

Ne yazık ki bu zorluğu göğüsleyen insan sayısı gün geçtikçe azalıyor. Her geri döndüğümde gördüğüm manzara biraz daha içimi burkuyor. Yeni mezunlarda o heyecanı, o “ben buradayım” deme cesaretini eskisi kadar göremiyorum. Çoğu sadece mesaisini doldurmanın, günü bitirmenin derdinde. Kolaya kaçılıyor, sorumluluktan uzak duruluyor. Oysa gazetecilik masa başında biten bir iş değildir; sokağın, kalabalığın ve gerçeğin tam ortasında yapılır.

 

Bir de işin ekran önü tarafı var… Görünür olma isteği, ekranda olma arzusu. Ama perde arkasına geçtiğinde haber yazmayı bilmeyen, metin kuramayan, cümleleri toparlayamayan insanlar çıkıyor karşımıza. Bir haberi yazmayı bilmeyenin, ekrandan haber sunmasına nasıl göz yumulabilir? Çünkü ekran, haberi yaşayanın yeridir; görünür olmak için değil, gerçeği görünür kılmak için.

 

Gazetecilik kendinden çok şey götürür; yorgunluk, stres, bazen değersizlik hissi… Ama yine de kopamazsın. Çünkü haberin kokusunu bir kez alan, o kokudan bir daha asla vazgeçemez.

DİĞER YAZILARI Huzurlu Veda: Gitmenin de Bir Asaleti Vardır 01-01-1970 03:00 Gidenlerin Ardından Kalan Sessizlik 01-01-1970 03:00 EMEK VARSA, HUZUR DA OLMALI 01-01-1970 03:00 Huzurun Olmadığı Yerde Verim Aranmaz 01-01-1970 03:00 Çocuğa Dair Bilmek: Sadece Anne-Baba Meselesi Mi? 01-01-1970 03:00 Fiyat Algımız Ne Ara Böyle Değişti? 01-01-1970 03:00 Bir Ramazanın Ardından: Eksik Kalanlar ve İçimizde Kalanlar 01-01-1970 03:00 Mahremiyet İzlenme Uğruna Satılıyor 01-01-1970 03:00 Eski Dizilerin Samimiyeti Nereye Kayboldu? 01-01-1970 03:00 Oklar Bir Gün Tersine Döner 01-01-1970 03:00 Küçük Şeylerin Büyük Mutluluğu 01-01-1970 03:00 29’a Doğru… 01-01-1970 03:00 Maneviyatın En Güzel Zamanı 01-01-1970 03:00 Çocukluk Yasaklarla Değil, Hayallerle Büyür 01-01-1970 03:00 Umrunda Olmadıkça Küçülürler 01-01-1970 03:00 İşi Öğrenmemek İçin Gösterilen Gayret 01-01-1970 03:00 BORÇLARIMIN MAAŞI YATTI 01-01-1970 03:00 BİR GÜLÜŞE SIĞAN HAYAT 01-01-1970 03:00