1970'li yıllarda ve daha öncesinde evde nineler, dedeler, anne ve babalar çocuklara, gençlere alış-veriş adabı ve nezaketini öğretirdi.

İlkokul, ortaokulda da zaman zaman öğretmenler çocuklara hayat ile ilgili konuları da anlatırken bu konuları da sınıfta konuşurmuş.

Bir satıcıdan alış-veriş yaparken indirim istenebilir, bu gayet doğaldır ama Esnafı rahatsız edecek şekilde aşırı idrar etmek, baskı yapmak, öldü fiyatına almaya çalışmak esnafa sözlü ve psikolojik baskı uygulamaktır.

İNDİRİM TEKLİF EDİLİR ama aşırı israr edilmez. Esnafın mekânı ve zamanı aşırı ısrar nedeniyle işgal edilmez.

Esnaf ile bir müşteri de dükkanda yalnızken de içeride başka müşteriler varken de Esnafa veya yanında çalışan elemana da hakarete tarzında sözler söylenmez, suçlayıcı, yargılayıcı kötü sözler söylemez, kimsenin de bunu yapmaya hakkı yoktur.

Bazı müşteriler , Satıcıya derler ki ; " 50 metre geride bir başka dükkân aynı ürünü çok daha ucuza satıyor", bu tür sözler hem satıcı için hem müşteri için gereksiz zaman kaybıdır, eğer 50 metre geride aynı ürün daha ucuzsa müşte gidip oradan almalıdır.

Esnafa argo, küfür ve benzeri sözler söylenmez, diğer müşterilerin ve satıcının huzur ve sûkunu bozulmaz. Siz zaten hep en yüksek fiyata satarsınız, gözünüz doymuyor, matbaa gibi para basıyorsunuz bütün gün yine yeterince indirim yapmıyorsunuz, bu kadar parayı mezara mı götüreceksiniz ? tarzında kaba sözler söylemek alış-veriş muaşeretine uymaz.

Eğer komşulardan, akraba veya tanıdıklardan birisi dükkân açtıysa açılış için hayırlı olsuna gidilir ve herkes bütçesine uygun küçük veya büyük bir ürün alırdı, bunu hatır için yaparlardı.

Bir kişi çocuğuna iş ararken veya başka bir problemi olunca komşunun dükkanına, akraba veya tanıdığın dükkânına gidip sizin çevreniz daha geniş bizim çocuğa iş bulmak için yardım eder misin ? Şu problemi çözmek için yardım eder misin ? diye sormadan önce iyice düşünürdü, bu dükkân açılalı 20 yıl oldu ben hiç alış-veriş yaptım mı ? Hiç bu dükkâna müşteri götürdüm mü ? diye kendi kendine soru sorardı. İnsanın hem karşısındakine karşı haddini bilmesi, hem de kendine karşı haddini bilmesi gerektiği küçük yaşta öğretilirdi. Eğer o dükkandan alışveriş yapmadıysa, o dükkâna müşteri göndermediyse gidip de olmaz dükkân sahibinden kendi özel probleminin çözümü için yardım, destek istemezdi 1930'lu-1940'lı yılların insanları. Bunu yapmanın ayıp olduğunu bilirlerdi ve çocuklarına da öğretirlerdi.

Dedemiz yaşındaki bir kişi parkta, çaybahçesinde otururken bir kaç defa anlattığı gerçek hayatta şahit olduğu bir olay vardı: Bir pazarcı esnafı yazın sıcaktan ve bütün gün müşterilerin hadsiz sözlerinden dolayı bıkmış ve aniden cinnet geçirip hamile bir kadını bıçaklamış, hamile kadının hiç bir hatası, kabahati yokmuş, sadece fiyatı sormuş, pazarlık yapmamış, indirim istememiş, kötü sözler söylememiş. Bütün gün gelip giden diğer insanların esnafla pazarlık yapması, indirim isteyip, istediği kadar indirim yapmadı diye esnafa kötü sözler söyleyen müşteriler esnafın cinnet geçirmesine sebep olacak kadar esnafın canını sıkmışlar. Esnaf cinnet geçirince de o sırada fiyat soran hamile bayana saldırmış.

Yaşlılar derdi ki: "Esnaf o gün evinde ne problem yaşadı, ailesinde ne problem var ? iş hayatında ne problem var ? Bunları bilmiyoruz, o nedenle Esnafın ve yanında çalışan elemanların rahatsız edilmesi bizim için veya hiç suçu olmayan bir başka kişinin kötü olaylarla, kötü durumlarla karşılaşmasına sebep olabilir. Bu sebeplerle alış-veriş yaparken saygı ve nezaket sınırlarını aşmamak gerekir.