2000 sonrası doğan ve "Z kuşağı" olarak adlandırılan biz gençlerin en büyük sıkıntısı, dinlenmemek ve sürekli yargılanmak. Kendi fikirlerimizi, düşüncelerimizi ve hayallerimizi anlatmak istediğimizde çoğu zaman karşımızda duvar gibi bir sessizlik ya da yargılayıcı bakışlar buluyoruz. Bu da bizi zamanla içimize kapatıyor, baskı altında hissettiriyor.
Büyüklerimizin dilinden düşmeyen o klasik cümleler artık bizde bir karşılık bulmuyor:
“Biz sizin yaşınızdayken böyle miydik?”
“Hiç saygınız kalmamış.”
Peki, hayatlar aynı mı? Değil. Onlar farklı zorluklar yaşadı, biz bambaşka bir çağın içinde var olmaya çalışıyoruz. Ekonomik kriz, gelecek kaygısı, aile içinde anlaşılmamak, dışlanma korkusu... Tüm bunlar bir araya geldiğinde insanın içini nasıl sıktığını anlamanızı istiyoruz.
Evet, telefon elimizden düşmüyor. Çünkü sosyal medya, anlaşılmak için daha güvenli bir alan. Bizi eleştirmeden dinleyen bir algoritma, bazen gerçek bir insandan daha çok iyi geliyor. Ama yine de içimizi döktüğümüzde "Sen buna mı dert diyorsun?" cevabını almak bizi yoruyor.
Değişen çağın farkına varmayan bazı büyükler, gençlerle yarışa girer gibi konuşuyor. Her şeyi söyleyebileceklerini düşünüyor; karşı taraf kırılır mı, susar mı, içi yanar mı, umurlarında değil.
Size bununla ilgili yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum:
Geçtiğimiz aylarda Alparslan Caddesi’nde arkadaşlarımla yürüyordum. Yanımıza yaklaşan bir kadın, başörtülü olduğum için bana dönüp,
“Erkeklerle gezmeye utanmıyor musun? Başında örtü var ama edepten eser kalmamış,” gibi sözler söyledi.
Şaşırdım, utandım ve sustum. Ama kadın cümlelerinde daha da ileri gidince, kız arkadaşım dayanamayıp şöyle dedi:
“Arkadaşımla böyle konuşma hakkını size kim veriyor? Şu an arkadaşım size cevap vermiyorsa, büyüklüğünüze saygısından...”
Kadın tek kelime etmeden uzaklaştı.
Eğer ben cevap verseydim, belki daha ağır hakaretlerle karşılaşacaktım. Çünkü gençlerin en küçük tepkisi bile ‘saygısızlık’ olarak görülüyor.
Oysa biz yıkmak değil, yeniden kurmak istiyoruz. Hiyerarşi değil, diyalog arıyoruz. Bu bir isyan değil; bir iletişim çağrısı.
Yargılayan gözlere değil, gerçekten dinleyen, anlayan, el uzatan büyüklere ihtiyacımız var.