Küçüklüğümden beri en sevdiğim şey insanları izlemekti. Meydanda bir bankın üzerine oturup gelen geçeni izlemek, nasıl göründüklerini görmek, onlar hakkında empati kurup düşünmek… Aceleyle bir yere yetişmeye çalışan insanlar, telefonda bir şeyler anlatanlar ve sessiz sessiz yürüyenler. Ama hepsi aynı gökyüzünün altında.
Yani kafanı kaldırıp bakınca hepimiz aynı bulutlara bakıyoruz aslında. Ama hayatlarımız, dertlerimiz, hayallerimiz, isteklerimiz, arzularımız bambaşka.
Bazılarımız işe gitmek istemezken, bazılarımız kendi mesleği olmayan işlere başvuruda bulunuyor.
Bazılarımız “Ne giysem?” diye düşünürken, bazılarımız ayağına giyecek bir çift çorap arıyor.
Bazılarımız hedefleri için gece gündüz çalışırken, bazılarımız ise hiç çalışmaya ihtiyaç duymadan para kazanıyor.
Bazılarımız mutsuzluğundan şikâyet ederken, bazılarımız ise kendini mutlu edecek şeylerle uğraşıyor.
Yani aynı şehirde, aynı sokakta, aynı havayı soluyoruz ama hayatlar çok farklı. Herkesin derdi başka, herkesin yükü ayrı.
İşte bazen bunu unutuyoruz. Kendimize o kadar odaklanıyoruz ki başkasının ne yaşadığını görmezden geliyoruz. Fazlaca bencil bir toplum olmaya başladık ve çocuklarımıza da bu bencilliği öğretiyoruz. Oysa bazen sadece bir “günaydın” bile birinin moralini düzeltebilir ya da bir gülümseme, o sırada bir kişinin mutluluğuna sebep olabilir.
Bu yüzden diyorum ki; birbirimize daha çok bakalım. Gerçekten bakalım. Biraz anlayış, biraz empati belki her şeyi değiştirmez ama birini iyi hissettirebilir.
Çünkü hepimiz aynı gökyüzünde yaşıyoruz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor.
Yıldızlara bakan kesimde olmak dileğiyle…