Son yıllarda nereye dönsek, bir şekilde gençlerin cümlelerinin sonunda hep aynı hayal var: "Yurtdışına gitmek istiyorum." Eskiden birkaç kişinin dile getirdiği bir istekti bu. Şimdi ise neredeyse bir jenerasyonun ortak hayaline dönüşmüş durumda.

Kimi daha iyi bir eğitim, kimi daha huzurlu bir yaşam, kimi ise sadece "nefes alabilmek" için gitmek istiyor. Kimse artık burada kendini güvende hissetmiyor. Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, liyakatsizlik, baskılar, kutuplaşmalar… Bunlar öyle birikti ki, gençler çareyi başka bir ülkede aramaya başladı.

Ama bu hayalin arkasında sadece umut mu var, yoksa ciddi bir kaçış ihtiyacı mı? Herkes elbette farklı sebeplerle bu isteği taşıyor ama ortak bir duygu var: Bıkkınlık. İnsanlar artık yaşamak değil, hayatta kalmaya çalıştığını hissediyor. Bu da hayalleri sınır dışına taşıyor.

Elbette yurtdışında da hayat güllük gülistanlık değil. Orada da zorluklar var. Dil bariyeri, kültür farkı, yalnızlık, yabancı hissetmek... Ama buna rağmen insanlar oradaki "sistemin işlemesine" güveniyor. Hakkıyla bir iş yaptığında karşılığını alabileceğine inanıyor.

Peki bu durum bize ne söylüyor? Aslında çok şey. Gençler bu ülkeyi sevmediğinden gitmek istemiyor. Aksine, "Sevdiğimiz yer böyle olmasın" diyerek gitmek istiyor. Çünkü mücadele etmekten yoruldular. Çünkü ne kadar çabalasalar da karşılık alamamaktan bıktılar.

Belki de asıl mesele şu: Gençlerin gitme hayalini suçlamak yerine, onları burada tutacak bir düzen kurabilmek. Huzur veren bir ortam, hak edenin kazandığı bir sistem, kendini güvende hissedeceği bir toplum...

O zaman belki de gençler gitmek yerine, kalmak için hayal kurar.