Gün içinde çoğu zaman kendimizi fark etmeden yaşıyoruz. Sabah işe yetişme telaşı, Organize Sanayi’ye giden yolda başlayan koşturmaca, evde bekleyen sorumluluklar, cevap verilmesi gereken mesajlar, akılda dönen hesaplar, aile içinde konuşulması gereken ama sürekli ertelenen meseleler…
Derken insan bazen kendi sesini duyamaz hale geliyor.
Birçok kişi “iyiyim” diyerek hayatına devam ediyor. Oysa bazen iyi olup olmadığımızı düşünmeye bile vakit ayırmıyoruz. Çünkü durmak zor geliyor. Durunca yorgunluk geliyor, kırgınlık geliyor, bastırılmış öfke geliyor. Bazen de adını tam koyamadığımız bir huzursuzluk çıkıyor karşımıza. Biz de çoğu zaman buna sadece “Bugün hiç tadım yok” deyip geçiyoruz.
Kayseri’de hayat çoğu zaman hareketlidir. İş, aile, geçim, sorumluluk, çevrenin beklentisi, “el ne der” düşüncesi… Bazen insan bütün bunların içinde kendi duygusunu en sona bırakır. Konuşması gerekeni içine atar, yorulduğunu belli etmez, kırıldığını söylemez. Sonra da bir bakar ki içinde biriken şey; öfke, tahammülsüzlük, uykusuzluk ya da sürekli bir iç sıkıntısı olarak kendini göstermeye başlamış.
Oysa insanın iç dünyasında olup bitenler, çoğu zaman günlük hayatın küçük cümlelerinin arasına saklanır.
Ben bir psikolog olarak şunu çok önemsiyorum: Psikoloji yalnızca ağır kriz anlarında, her şey dağıldığında hatırlanacak bir alan değildir. Psikoloji; insanın kendini tanıması, ilişkilerini anlaması, tekrar eden davranışlarını fark etmesi ve bazen de “Ben burada neden zorlanıyorum?” diye kendine dürüstçe bakabilmesidir.
Çünkü çoğu zaman mesele sadece görünen davranış değildir.
Çok öfkelenen biri aslında uzun süredir anlaşılmadığını hissediyor olabilir. Sürekli susan biri ilgisiz değil, kendini korumaya çalışıyor olabilir. Her şeyi kontrol etmek isteyen biri, güçlü görünmekten çok içindeki kaygıyı yönetmeye çalışıyor olabilir.
Bu köşede zaman zaman kaygıyı, öfkeyi, ilişkileri, aile içi iletişimi, iş hayatındaki tükenmişliği, çocukların duygusal dünyasını, mobbingi, şiddeti, sınır koymayı ve yas sürecini konuşacağız.
Ama bunu hazır reçeteler vererek yapmayacağız. Çünkü insanın iç dünyası “şunu yap, düzelir” denilecek kadar basit değildir. Bazen insanın kendini anlamaya başlaması bile önemli bir adımdır.
Kendimize bakmak bencillik değildir. Zorlandığımızı kabul etmek zayıflık değildir. Destek istemek de insanın çaresiz olduğunu değil, kendine karşı sorumluluk aldığını gösterir.
Belki bu köşedeki bazı yazılarda kendinizden bir parça bulacaksınız. Belki bir cümle size tanıdık gelecek. Belki de uzun zamandır adını koyamadığınız bir duygunun yalnızca size ait olmadığını fark edeceksiniz.
Bazen insanın iyileşmesi, kendine şu soruyu sormasıyla başlar:
“Ben gerçekten ne yaşıyorum?”