HİZMET-İŞ Sendikası’nın Yönetim, Denetim ve Disiplin Kurulu üyeleri ile birlikte, tüm yurt genelindeki Şube ve İl başkanları, profesyonel şube başkan yardımcılarının yanı sıra, sendikanın komisyon ve komite başkan ve üyelerinin katıldığı Genişletilmiş Başkanlar Kurulu’nda, çalışma hayatının temel sorunları ele alınırken, gelecek döneme ilişkin plan, hedef ve öneriler değerlendirildi.

Başkan Navruz, HİZMET-İŞ Sendikası’nın Genişletilmiş Başkanlar Kurulu’nun ardından yayımlanan Sonuç Bildirgesi hakkında şu şekilde bilgiler verdi:

“Cumhuriyetimizin 103. Kuruluş Yılı Kutlu Olsun

Cumhuriyetimizin 103. Kuruluş Yıldönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bağımsızlığımız ve vatanımız uğruna canlarını feda eden bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Milletimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor, birlik, kardeşlik, demokrasi ve refah içerisinde Cumhuriyetimize nice yıllar diliyoruz.

Refahın Adil Paylaşımı Önemlidir

Ülkemizde yaşanan ekonomik büyümeye emeği ile katkı çağlayan çalışanlar, üretilen katma değer ve artan milli gelirden adil bir şekilde pay almalıdır. Ekonomik büyümenin çalışanların yaşam koşullarına yeterince yansımadığı bir ortamda, kalkınmanın toplumsal karşılığından söz edilemez. Artan hayat pahalılığı karşısında ücretlerin satın alma gücünü koruması, çalışanların insanca yaşayabilecekleri bir gelire sahip olması ve emeğin karşılığının verilmesi temel bir gerekliliktir.

Kayıtlı İstihdam Teşvik Edilmelidir

Türkiye’de kayıt dışı istihdam oranı, yüzde 25’e yaklaşmıştır. Kayıtdışılık, hem çalışanların sosyal güvencelerini zayıflatıyor, hem de kayıtlı çalışan işletmeler açısından haksız rekabete yol açıyor. Kayıtlı istihdam ve sendikal örgütlenmenin desteklenmesi için, kayıtlı ekonomiyi teşvik edici düzenlemeler yapılmalıdır.

İş Mevzuatı, İşgücü Piyasasının Değişen Şartlarına Göre Bütünsel Bir Yaklaşımla Revize Edilmelidir

4857 sayılı İş Kanunumuz değişen işgücü piyasası şartlarına ayak uydurmakta yetersiz kalmakta ve uygulamada eksiklikler yaşanmaktadır.  Kanununun, uluslararası normlar ve sözleşmeler ile ülkemiz şartları ve ihtiyaçları çerçevesinde sosyal tarafların mutabakatıyla geliştirilmesi gerekmektedir.

Bu doğrultuda, İş Kanunu ile istihdam arasındaki ilişkinin doğru kurulmasını, iş güvencesi hükümlerinin kapsamının genişletilmesini, esnek çalışmaya ilişkin hükümlerinin güvence boyutunun sağlam temellere oturtulmasını, denetim zaaflarını giderecek mekanizmaların güçlendirilmesini, işe iade hükümlerinin ve çalışma sürelerinin revize edilmesini, kanuni süreleri aşan fazla çalışmanın önlenmesini, işçilerin sendikalarda örgütlenme ve kolektif sözleşme yapma imkânını yok etmeyecek şekilde bütünsel bir anlayışla yeniden düzenlenmelerin yapılmasını talep ediyoruz.

 

İş Kanunda İş Güvencesine İlişki Hükümler, Çalışanlara Mutlak İş Güvencesi Sağlayacak Şekilde Yeniden Düzenlenmelidir

4857 Sayılı İş Kanunu ile çalışma hayatımıza iş güvencesi hükmü kazandırılmıştır. Düzenlemenin ilk defa çalışma hayatımızda yer alması olumlu bir gelişmedir.

Ancak, mevcut iş güvencesi hükümleri çalışma hayatının ihtiyaçlarının gerisinde kalmıştır.

İş güvencesi hükümleri işverenler açısından tabir caizse bir tazminat davası olarak değerlendirilmektedir.

Bu nedenle, iş güvencesi hükümleri geliştirilmeli, işe iadesine karar verilen işçilerin, işverenin iradesine bağlı kalmaksızın işyerlerine dönmeleri sağlayacak şekilde düzenleme yapılmalıdır.

İş Hukukunun Ruhuna ve Temeline Aykırı Olan Zorunlu Arabuluculuk Kaldırılmalıdır

Herhangi bir pazarlığa dayanmaksızın yasal asgari limitlerde belirlenen çalışma şartları ile elde edilen ücretin, işçinin iş akdinin feshedilmesi ile birlikte zayıf, korunmasız, işe ve ücrete en muhtaç olduğu bir anında asgari limitlerle hak etmiş olduğu hakları üzerinden, arabuluculuk vasıtasıyla tekrar bir pazarlık masasına oturmasının zorunlu kılınması ne etik ne de hukuki olarak ahlaki bulmuyoruz.

İş akdi sona eren işçinin bütün alacaklarının herhangi bir pazarlık yapılmaksızın ödenmesi yasal ve ahlaken zorunlu olup, doğmuş haklar ve alacaklar üzerinde yeniden bir pazarlık yapılması evrensel bütün ilkelere aykırıdır. Bu nedenle iş hukukunun ruhuna ve temel ilkelerine aykırı olduğu açık olan zorunlu arabuluculuk müessesinin kaldırılmasını talep ediyoruz.

Kıdem Tazminatı Korunarak Yeni Güvencelerle Geliştirilmelidir

Kıdem tazminatı konusunda temel prensibimiz; kazanılmış hakların korunarak, var olan hakların güvence altına alındığı işleyen bir sistemin kurulmasıdır. Kıdem tazminatı sorununu sosyal diyalogun ve katılımcılığın esas alındığı çalışanlar lehine çözüm arayışları çerçevesinde tartışmaya hazırız.

Ülkemizde yeni bir modelin kurulabilmesi için tüm işçi ve işveren konfederasyonlarının ve devletin birlikte yürüteceği bir sosyal diyalog mekanizması çerçevesinde çalışmaların gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmaktayız. Kıdem tazminatının hak edilmesi ve erişilmesi konusunda yaşanan sorunların ortadan kaldırılması, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir noktaya taşınmasını garanti edecek güçlü bir sistem talep etmekteyiz.

Kıdem Tazminatı Alacaklarına Tavan Sınırlaması Kaldırılmalıdır

Kıdem tazminatı için yasada 30 günlük bir tazminat tutarı belirlenmiş ise de 12 Eylül askeri darbesi sonrası kıdem tazminatı alacaklarına tavan sınırlaması getirilmesi nedeniyle kanunda belirlenen 30 günlük tazminat tutarına erişim imkânı birçok çalışan bakımından mümkün olmamaktadır.

Tavan sınırlaması nedeniyle, işçilerin büyük kısmı ortalama 18-20 günlük ücretleri tutarında kıdem tazminatı alabilmektedir. Bu durum kıdem tazminatının işçinin 30 günlük ücreti üzerinden ödenmesi yönündeki emredici kanun hükmüne aykırı olduğu gibi hakkaniyete de aykırıdır.

Bu nedenlerle, çalışanların emeğinin karşılığı olan kıdem tazminatına tavan sınırlaması getiren düzenlemenin kaldırılmasını talep ediyor bu yöndeki mücadelemizi sürdürüyoruz.

İşsizlik Ödeneği miktarı arttırılmalı. İşsizlik Ödeneğine hak kazanma şartları kolaylaştırılmalı, ulaşılabilir kılınmalıdır. Aynı zamanda, İşsizlik Ödeneğinin amacı dışında kullanımının önüne geçilmelidir.

Adil Bir Vergi Reformuna İhtiyacı Vardır

Çalışanlar, vergi dilimleri nedeniyle yıl içerisinde önemli gelir kayıplar yaşıyorlar. Mevcut vergi sistemi gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştiriyor. Türkiye’nin kapsamlı bir vergi reformuna ihtiyacı var. Çok kazanandan daha fazla, az kazanandan daha az vergi alınması gerekiyor. Çalışanların ailevi yükümlülüklerini ve temel harcamalarını dikkate alan, vergi dilimlerini ücretliler aleyhine sonuçlar doğurmayacak biçimde düzenleyen adil ve hakkaniyetli bir vergi sistemi istiyoruz.

Emeklilik Sistemindeki Adaletsizlikler Giderilmelidir

HİZMET-İŞ Sendikası olarak; emekliliği yalnızca sosyal güvenlik sisteminin bir parçası olarak değil, çalışanların emeklerinin karşılığını almasını ve emeklilik döneminde insanca yaşamasını sağlayan temel bir hak olarak değerlendiriyoruz.

Emekli aylığı bağlama sisteminin çalışanları mağdur ediyor. Emeklilik hakkını kazandığı hâlde çalışmaya devam eden işçilerin daha fazla prim ödemelerine rağmen emekli aylıklarında düşüş yaşanıyor. Bu durum, sosyal güvenlik sisteminde ciddi bir adaletsizlik oluşturuyor.

Emeklilik sisteminde daha fazla çalışan ve prim ödeyenlerin cezalandırılmadığı, adil bir aylık bağlama sisteminin oluşturulması gerekiyor.

En düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine yükseltilmesini, emekli aylıklarının enflasyon karşısında erimemesini, prim gün sayısı ve çalışma dönemindeki kazançların emekli aylığına adil biçimde yansıtılmasını, daha fazla prim ödeyen çalışanların emekli aylıklarının aleyhlerine olacak şekilde azalmasının önlenmesini istiyoruz.

İşkolları Yönetmeliğinde “Genel İşler” İşkoluna Yönelik Yapılan Değişikliğin Kaldırılması Gerekmektedir

Hukuka aykırı ve keyfi uygulamalarla çalışma hayatında kaosa neden olacağı açıkça ortada olan, hiçbir haklı ve hukuki gerekçe olmaksızın 12 Mayıs 2023 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile “Genel İşler” işkolunda “Belediye hizmetleri” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “belediyelerin şirketleri, bağlı kuruluşları, müessese ve işletmeleri ile bunların birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip olduğu şirketlerin diğer işkollarında faaliyet gösteren işyerleri hariç” ibaresinin ivedi olarak kaldırılması gerekmektedir.

Belediye şirketleri/iştiraklerinde yürütülen işlerin işkolunun tespitinde, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve diğer mevzuat hükümleri ile yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla istikrar kazanan uygulamalara devam edilmelidir.

Asgari Ücret Tespit Komisyonunun Yapısı Değişmelidir

Ülkemizde emeği ile geçinenlerin yaklaşık yüzde 45’inin asgari ücret almaktadır. Asgari ücret Türkiye’de emek hareketi açısından kritik öneme sahiptir. Gerek Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısı gerek asgari ücretin belirlenmesi konusunda herkesin üzerinde mutabık kaldığı objektif kriterlerin olmaması, gerekse Türkiye gerçeklerinde uzak verilerin esas alınması nedeniyle, mevcut yapıdan sağlıklı bir asgari ücretin çıkması mümkün değildir.

Bu nedenle, Asgari Ücret Tespit Komisyonun yapısının değiştirilmesi, daha katılımcı, demokratik, adil ve çoğulcu bir modelin oluşturulmasını talep ediyoruz.

Sosyal Diyalog Mekanizmaları İşletilmelidir

Türkiye’de mevcut sosyal diyalog mekanizmaları etkin bir şekilde işletilmelidir. En önemli sosyal diyalog mekanizmalarından Anayasal bir kurum olan Ekonomik ve Sosyal Konsey, en son 2009 yılında toplanmıştır. Üçlü Danışma Kurulu ve Çalışma Meclisi gibi mekanizmaların da düzenli ve etkin bir şekilde işletilmesi gerekmektedir.

Dijital Dönüşümde Emeğin Hakkı Gözetilmelidir

Dijitalleşme, yapay zeka ve yeşil dönüşüm, iş süreç ve tanımlarında değişikliğe neden olsa da, sendikal örgütlenmenin önemini ortadan kaldırmayacaktır Teknolojik gelişmeler ve çalışma hayatındaki dönüşüm süreçlerinde çalışanların hakları gözetilmelidir. Dönüşüm, emek merkezli olmalıdır.

İş Sağlığı ve Güvenliği Tesis Edilmelidir

İş sağlığı ve güvenliği alanında Türkiye’de önemli mevzuat düzenlemeleri yapılmasına rağmen iş kazalarının önlenmesinde yeterli ilerleme sağlanamamıştır. İş sağlığı ve güvenliği bir zihniyet meseledir. Sorun yalnızca mevzuat eksikliğinden kaynaklanmıyor, uygulama ve denetimleri ciddi bir şekilde titizlikle yapılmalı, yaptırımlar artırılmalıdır.

Ev İşçileri İnsanca Çalışma ve İş Güvencesine Kavuşmalıdır

Türkiye’de 1 milyon 300 binin üzerinde ev işçisinin yüzde 98’den fazlası kayıt dışı çalışıyor. Hizmet-İş Sendikası’nın koordinasyonunda HAK-İŞ Konfederasyonu’nun iki yıl önce başlattığı çalışmalarla, bugüne kadar 165 bin ev işçisine ulaşıldı.  Hedefimiz, 500 bin ev işçisine ulaşmaktır.

Ev işçileri, sendikal örgütlenmelerini tamamlayarak, insan onuruna yakışan ücret almalarını, örgütlenme haklarının sağlanmasını ve iş güvencesine sahip istiyoruz.

Belediyeler ve İl Özel İdarelerin Şirketleri ve İştiraklerinde Çalışan İşçilere, 52 Günlük İlave Tediyelerin Ödenmesi Yönünde Yasal Düzenleme Yapılmalıdır

6772 sayılı Kanun kapsamında belediye şirketlerinde çalışan işçilerin ilave tediyeden yararlanamaması önemli bir sorundur.

Bu mağduriyetin giderilmesi için yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Yargı kararları nedeniyle ortaya çıkan hak kayıplarını toplu iş sözleşmelerindeki ikramiye düzenlemeleriyle telafi etmeye çalışıyoruz.

6772 sayılı Kanunun belediye şirketleri için de uygulanmasını içeren kanuni düzenlemenin çalışma hayatına kazandırılarak, aynı işyerlerinde aynı işleri yapan işçiler arasında yapılan ayrımcılığın sonlandırılmasını istiyor, bu yöndeki mücadelemizi devam ettiriyoruz.

KİT’lerde Çalışan İşçilerin Kadro Sorununu Çözülmelidir

Kamu iktisadi teşebbüslerinde çalışan taşeron işçileri ciddi mağduriyetler yaşamaktadır.

Özellikle ücretlerin yetersizliği, sosyal hakların sınırlılığı, ulaşım sorunları ve toplu iş sözleşmelerinin Yüksek Hakem Kurulu tarafından belirlenmesinin çalışanları olumsuz etkiliyor. İşçilerin kadroya alınmasını sağlayacak yeni ve bağlayıcı yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Yine aynı şekilde, ihale sözleşmelerinin veya yaptıkları işlerin niteliği gereği, kadro kapsamı dışında bırakılan kamuda çalışan tüm taşeron işçilerinin kadroya geçirilmesi için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Belediyeler ve Bağlı Kuruluşlar ve Şirketleri ile İl Özel İdareler, Kamu Çerçeve Protokolüne Dahil Edilmelidir

Belediyeler, bağlı kuruluşları, belediye şirketleri, İl Özel İdarelerinde çalışan işçilerin Kamu Çerçeve Protokolü dışında bırakılması, kamu hizmetini yürüten işçiler arasında kabul edilemez ücret ve sosyal hak farklılıklarına yol açmaktadır.

Belediyeler ve belediye şirketleri, kamu hizmeti sunan birer kamu kuruluşlarıdır. Kamu Çerçeve Protokolü kapsamı dışında bırakılması, 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun Ek-2. Maddesine aykırıdır.

Ücret ve sosyal haklarda eşitsizliklerin giderilmesi ve hakkaniyetin sağlanması için Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü’ne belediyeler, bağlı kuruluşları, belediye şirketleri ve özel idareleri dahil edilmelidir.

696 Sayılı KHK ile Kamu Kurumlarına Geçişi Yapılan İşçilerin Tayin, Nakil ve Becayiş Hakkının Sağlanması İçin Gerekli Yasal Düzenlemeler Gecikmeksizin Yapılarak Yürürlüğe Konulmalıdır

696 sayılı KHK kapsamında sürekli işçi kadrolarına geçirilen işçilerin çalışma hayatında karşılaştığı en ağır insani ve hukuki sorunlardan biri; kurum içi ve kurumlar arası yer değiştirme (tayin, nakil ve becayiş) imkânlarının yasal güvenceden yoksun bulunmasıdır.

Özellikle eş durumu nedeniyle aile birliğinin sağlanması, sağlık mazeretleri, engellilik hali, can güvenliği ve zorunlu mazeretler çerçevesinde görev yeri değişikliği talep eden işçiler, mevzuattaki yasal boşluk ve idari engeller sebebiyle yıllardır görev yaptıkları illerde kilitlenmiş durumdadır. Bu durum, anayasal koruma altındaki aile kurumunun fiilen parçalanmasına yol açmaktadır.

Konfederasyonumuz, 2025 yılı Kamu Çerçeve Protokolü ortak teklifinde, kamu işçilerinin hastalık, engellilik, sağlık ve eş durumu gibi zorunlu gerekçelerle iş ve işyeri değişikliği yapmalarını sınırlandıran idari engellerin kaldırılmasını açıkça talep etmiştir.

696 sayılı KHK kapsamındaki işçilerin tayin, nakil ve becayiş haklarına ilişkin yasal mevzuatın gecikmeksizin yürürlüğe konulması için mücadelemiz sürdürmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin 26 Kasım 2025 tarihli kararının yürürlüğe gireceği 9 Aralık 2026 tarihinden önce gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, çalışanlara tayin ve becayiş hakkı sağlanmalıdır.

Mazlumun Dini, Zalimin Adı Sorulmaz

HİZMET-İŞ Sendikası, hak ve adalet mücadelesinde, ‘Mazlumun dini, zalimin adı sorulmaz’ ilkesi ile hareket etmektedir. Dünya’nın neresinde bir insan hakkı ihlal ediliyorsa, cana, mala, emeğe ve özgürlüklere karşı haksızlıklar yapılıyorsa, HİZMET-İŞ Sendikamız, eliyle, diliyle ve kalbi ile bu zulmün durdurulması için mücadele etmektedir. Ülkemizde, bölgemizde ve küremizdeki mağdur ve mazlumların HİZMET-İŞ Sendikası ve HAK-İŞ Konfederasyonu’ndan alacağı vardır.

Gazze ve Filistin Bizim Kırmızı Çizgimizdir!

Filistin konusu, bölgesel bir çatışma değil, bir soykırım karşısında tüm insanlığın duyarlı olması gereken insani, vicdani ve ahlakı bir sorundur. Gazze ve Filistin bizim kırmızı çizgimizdir. Gazze’de yaşananlara karşı uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi gerekiyor. Yeryüzünün bütün mazlumlarıyla, bütün mağdurlarıyla, hakları elinden alınmış, yok sayılmış insanlarla dayanışma içerisinde olmaya devam edeceğiz.

Terörsüz Türkiye ile Diyalog ve İş Barışı Sağlanmalıdır!

Devletimizin başlattığı ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini destekliyor, başarı ile tamamlanması için elimizden geleni yaptığımızı ifade ediyoruz.

Terörün sona ermesi ve oluşacak normalleşme ile birlikte, özellikle yerel yönetimlerdeki partizanlık, mobbing, sendikasızlaştırmaya yönelik baskılarla birlikte, haksız ve hukuksuz bir şekilde işten çıkarılmalara son verilmelidir. Yerel yönetimlerdeki iş barışı, sürdürülebilir bir diyalog ortamı ve emekçinin iradesine olan saygı güçlendirilmelidir.

HİZMET-İŞ Sendikası olarak;

İşçinin işine, aşına, alın terine ve kazanılmış haklarına sahip çıkıp, bu hakların geliştirilerek yaygınlaştırılması için mücadeleye devam edeceğiz.”