Raporda çok dikkat çekici maddeler yer alırken, deprem sonrası geçici barınma yer tespiti, depreme dayanıklı yapı inşası ve imar affı ile ilgili dikkat çeken uyarılarda bulundu.

Asrın felaketi olarak değerlendiren Kahramanmaraş ve Hatay depremleri 11 kentte yıkıcı ve çok sayıda can kayıplarının yaşanmasına neden oldu. Yaşanan bu depremlerin sonrasında gerek deprem sonrasında müdahale gerekse depreme dayanıklı yapı inşalarıyla ilgili dikkat çeken önemli bir rapor yayımladı. İşte dikkat çeken ve önemli uyarıların bulunduğu rapor;

GEÇİCİ BARINMA ALANLARI DOĞRU KURGULANMALIDIR.

Ülke olarak en başta; “Geçici Barınma Alanları’nın niteliği; tarihte hangi olaylar ile bunlara ihtiyaç duyulduğu ve en önemlisi de Geçici Barınma Alanları ile insanların bu alanlarda ne sürede yaşamasının planlandığı gibi konuların detaylı bir şekilde irdelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Geçici Barınma Alanları dünyanın her yerinde farklı olaylar sonucu ortaya çıkan, insanların bu olaylardan sonra korunma ve barınma ihtiyacını sağlayan mekânlardır. Belirli bir süre kullanılması öngörülen bu mekânlar; yıkım oranının bu denli yüksek olduğu kentlerimizin doğru planlama ve güvenilir inşa sürecinde insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmalıdır.

Geçici yaşam alanları için hem depolanması kolay hem de afet durumunda hızlı kurulumu sağlayacak prototipler oluşturulmalıdır. Kültürel mirasları, tarihi dokuları zarar görmüş kentleri yeniden inşa edeceğimiz süreçte geçici yaşam alanları insanların sadece barınma ihtiyacını değil bu süreçte tüm sosyal, kültürel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmalıdır.

Deprem sonrasında depremzedelerin geçici barınması amacı ile kurulan çadır ve konteyner kentler, başka afetlere neden olmayacak biçimde kurgulanmalıdır. Hatay’da bulunan çadır kentin Samandağ merkezli deprem sonrası tsunami uyarıları yapıldığı bir ortamda denize yakın bir yere konumlandırılmasının önlenmez sonuçlar doğurabileceğini Samandağ depremi sonrası gelen tsunami uyarıları ile gördük. Ayrıca çadır kentlerin kurulumunda çadırların yerleşimlerinin planlı yapılmaması ve çadırlar arası mesafelere dikkat edilmemesi halinde olası bir yangında yangının yayılımını hızlandıracağı gibi müdahaleyi zorlaştıracaktır.

ŞANTİYE ŞEFİ SAHADA OLMALIDIR. 

Yapı inşa sürecimizin, denetim anlamında en önemli parçalarından biri şantiye şefleridir. Yapı müteahhidi ile yapılan bir sözleşmeyle sürece dahil olan şantiye şeflerinin ülkemizde birçok şantiyede aktif olarak bulunmaması yapı inşa sürecinde ciddi zafiyetlere neden olmaktadır. Şantiye şeflerinin haklarının denetimi yapılıp aktif olarak süreçte bulunmalarını sağlayacak kontrollerin ve yaptırımların olması gerekmektedir.

Şantiye şefliği sadece kağıt üstünde bir imzadan ibaret olmamalıdır.

KENTSEL DÖNÜŞÜM AMACINA UYGUN YAPILMALIDIR.

Kentsel dönüşüm; 6306 sayılı ilgili kanunun amaç kısmında belirtilen; riskli yapı ile riskli alan tespiti ve bu yapıların yıkılıp dönüştürülmesi amacı ile yapılmalıdır.  Kar amacı ile rant odaklı yapılan kentsel dönüşümler öncelikli riskli alanların dönüşümüne şimdiye kadar izin vermemiştir. Ülke olarak yapı stoğumuzun önemli bir kısmını oluşturan betonarme ömrünü tamamlamış olan yapıların dönüşümü, doğru yöntemlerle bir an önce sağlanmalıdır.

KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİ VE KAMU YAPILARI YAPI DENETİMDEN MUAF TUTULMAMALIDIR.

İmar Kanunu’nun 26. maddesine istinaden düzenlenen yapı ruhsatları ile yapılan kamu yapıları ve kentsel dönüşüm alanlarında yapılan yapılar da diğer yapılar gibi yapı denetim süreçlerine dahil edilmelidir.

PLAN ÖNCESİ JEOLOJİK RAPORLAR İÇİN BİLİM KURULU OLUŞTURULMALIDIR.

Kent planlamalarında imara açılacak bölgenin jeolojik raporu bağımsız kurullar tarafından kontrol edilmeli, kurulun onay vermediği alanlar imara açılamamalıdır. Bu depremle bir kez daha gördük ki ovalar, meralar ve tarım alanları gibi bölgeler yerleşim açısından uygun değildir.

İMAR AFFI SUÇ OLARAK GÖRÜLÜP ÜLKE GÜNDEMİNDEN ÇIKARILMALIDIR.

İlk olarak 1984 yılında çıkarılan ve bugüne kadar 3 milyon 199 bin imara aykırı yapının yapı kayıt belgeleri ile meşrulaştırılmasına yasal ortam hazırlayan imar afları bir daha gündeme getirilmeyecek biçimde toplumsal hafızadan silinmelidir.

HER KENTİN DEPREM MASTER PLANI OLUŞTURULMALIDIR.

Kentlerimizin tamamında depremlerin ilk anından itibaren yaşanabilecek tüm olumsuzluklara karşı çözüm önerileri geliştirilecek deprem master planları çıkarılmalı. Bu deprem master planlarını halkın benimsenmesi için dönem dönem kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

ÜLKEMİZDE KONUTLAR YATIRIM ARACI OLMAKTAN ÇIKARILMALIDIR.

“Herkes temel insani gereksinimlerini karşılayabilecek, insan haysiyetine yakışır biçimde konut ve barınma hakkına sahiptir.” ifadesi ile anayasal bir hak olarak insanlarımıza tanınan barınma hakkının önüne geçen tüm uygulamalardan vazgeçilmelidir. Konutun yatırım aracı olmasına neden olan; kira ve satış fiyatının denetlenememesi, vergilendirmenin adil yapılmaması, yabancılara konut satışı, kredi teşvikleri gibi konularda düzenlemeler getirilip konutun yatırım aracı olmasının önüne geçilmelidir.

YAPI KULLANIM İZİN BELGESİ BULUNMAYAN YAPILARDA OTURULMASINA ENGEL OLUNMALIDIR.

Yapıların ruhsat eki projelerine uygun yapıldığını belirten yapı kullanım izin belgeleri alınmamış yerlerde, insanların yaşamasını engellemek adına tapulara satış şerhi ve elektrik ile su kesintisi gibi yaptırımlar getirilmelidir.

MEVCUT YAPI ENVANTERİ ÇIKARILMALIDIR.

Ülkemizde deprem bölgesi sıralamasına bakılmaksızın tüm mevcut yapı stoğumuz kontrol edilmeli taşıyıcı sistemlere zarar veren kötü kullanıcı etkileri yerinde tespit edilip yapılara güvenlik puanlaması yapılmalıdır.

GEÇEN ZAMANLA İYİLEŞTİRİLEN ANCAK SON DEPREM ile YETERLİLİĞİ TARTIŞMAYA AÇILAN DEPREM YÖNETMELİĞİ YENİ DEĞERLER İLE REVİZE EDİLMELİDİR.

Bu depremlerle coğrafyamızda, deprem mevzuatının beklediği ivmelenme verilerinin üstünde depremler olabildiğini gördük. Mevcut depremlerin sayısal verileri dikkate alınarak deprem yönetmeliklerinde revizeler yapılmalıdır.

KAMUDA DENETİMİ SAĞLAYAN TEKNİK PERSONEL SAYISI ARTIRLMALIDIR.

Denetimin ne denli önemli olduğunu bir kez daha anladığımız bu süreçte teknik insanlara ne kadar ihtiyaç olduğu görülmüştür. Yapı ruhsatı ve denetim sürecinde, denetleme için yeterli ve uygun mesleki eğitime sahip olmayan teknik personeli bulunmayan İmar ve Şehircilik müdürlüklerinin yapı ruhsatı düzenleme yetkisi dondurulmalıdır.

DENETİM YAPACAK TEKNİK İNSANLARIN YETERLİLİĞİ KONTROL EDİLMELİDİR.

Yapı inşa sürecinde ilgili meslek gruplarından mimar, mühendis ve şehir plancıların mesleğe akreditasyon süreci adına eğitim politikaları revize edilmelidir. Özellikle denetim kısmında bulunacak teknik insanların mesleki deneyim ve yeterliliği mezun olunduktan sonra da bazı çalışmalarla kontrol edilmelidir.

DEPREM SONRASINDA HASAR GÖREN KÜLTÜREL MİRASIMIZIN YENİDEN İNŞA EDİLMESİ ADINA KORUMA MEVZUATINA UYGUN ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLMELİDİR.

Bu alanlarda tespit, değerlendirme ve enkaz kaldırma çalışmaları çok büyük bir hassasiyetle ve mutlaka uzman gözetiminde gerçekleştirilmeli; bu alanlarda ağır iş makineleri kullanılmamalıdır.

BELEDİYE MECLİSLERİNDE TEKNİK İNSAN ŞARTI GETİRİLMELİDİR.

Belediye meclislerinde; kent planlaması, yapı üretim süreci ve imar mevzuatları ile ilgili kararların oranı dikkate alındığında;  meclis çoğunluğunun şehir plancısı, mimar ve mühendislerden seçilmesi gerektiği görülmektedir. İmar komisyonlarına ilgili meslek gruplarından olmayanlar karar verici olarak yer almamalıdır.

İNSANLARIMIZI DENETİMİ YAPILMIŞ GÜVENLİ YAPILARINA YERLEŞTİRDİKTEN SONRA “DEPREMLE YAŞAMAYI” ÖĞRETECEK EĞİTİMLER VERİLMELİDİR.

Depremin sıklıkla tecrübe edildiği ülkemizde, bir doğal afet olan deprem kelimesi duyulduğunda insanlarımızda korku ve endişe yaşanmaktadır. Bu korku ve endişe ile baş edebilmek adına sağlıklı çevre ve güvenli yapılar için yapılacak çalışmalar kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Deprem anı ve sonrası hazırlıklar için;  deprem farkındalığını ve duyarlılığını artırmak adına sürekli eğitimler düzenlenmelidir.