Güzel bir Kayseri sabahına açıyorum gözlerimi… Penceremden Erciyes’in o ihtişamlı duruşunu seyrederken saatin geldiğini fark ediyorum. Ardından yola koyulmak üzere hazırlanıyorum. Tabii ki Erciyes’in o ihtişamlı görünüşüne dalıp yine geç kalıyorum…
Kalabalıklar arasından sıyrılıp Hunat Mahallesi’ne girerken, çay ocaklarından yükselen çayın kokusu beni Rize’ye götürüyor. Fırından yeni çıkmış simidin kokusu ise pekmeziyle, susamıyla beni Ankara sokaklarında diyar diyar gezdiriyor.
Biraz ileride sabah siftahı arayışındaki ayakkabı boyacılarının hareketliliği göze çarpıyor. Ayakkabı boyama işinde kullanılan, deriyi yenilemeye yarayan macunun kokusu ise başka bir zamanın kapısını aralıyor.
Tam da o anda Cahit Sıtkı Tarancı’nın Memleket İsterim şiirindeki dizeler aklıma geliyor:
“Memleket isterim.
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun.
Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim.
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun.
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.”
Dizeleri düşünürken, Hunat’ın sokaklarında farklı şehirlerin, farklı hayatların ve farklı hikâyelerin birbirine karıştığını fark ediyorum. Burada insanlar yalnızca alışveriş yapmak, çay içmek ya da ayakkabı boyatmak için bulunmuyor. Birbirlerini buluyor, sohbet ediyor, geçmişlerini hatırlıyor ve yıllardır sürdürdükleri bir alışkanlığın parçası oluyorlar.
Hunat Mahallesi’nin Tarihi
Hunat Mahallesi adını, I. Alaeddin Keykubad döneminde yaptırılan Hunat Hatun Külliyesi’nden almaktadır. Önceki adı “Kağnı Pazarı” olan Hunat Mahallesi, 1649 yılında Evliya Çelebi’nin de dikkatini çekmiş ve Seyahatname’sinde “Kağnı Pazarı” olarak yer almıştır.
“Kağnı Pazarı”nın Anadolu’da bilinen en eski pazarlardan biri olduğu ifade edilmektedir.
Bu tarihî bilgilere bakınca söylemeden edemeyeceğim: Belki de Hunat Mahallesi’nin bugün sahip olduğu bu renkli ve farklı kültürleri bir arada bulunduran yapının geçmişinde, “Kağnı Pazarı”nın da bir izi vardır. Çünkü pazarlar yalnızca malın, ürünün ve paranın buluştuğu yerler değildir; farklı insanların da aynı yerde karşılaştığı, birbirini tanıdığı ve hikâyelerini birbirine taşıdığı alanlardır.
Belki Hunat’ın bugün hâlâ farklı yörelerden insanları aynı sokaklarda buluşturmasının hikâyesi de burada başlıyordur.
“60 yıldır Hunat Mahallesi’ne ayak basmadan yapamam”
Mahallenin sokaklarında gezinirken bir çay ocağı gözüme çarpıyor. Burnuma gelen taze çay kokusu beni mekâna çekiyor…
İçeride oturanların sohbetleri, dışarıdan gelip geçenlerin selamlaşmaları ve çay ocağının hiç eksilmeyen hareketliliği dikkatimi çekiyor.
Burada, Yozgat’ın Çayıralan ilçesinde doğan 73 yaşındaki Rahmi Baykal ile tanışıyorum.
Hunat Mahallesi’ni ona sorduğumda, mahallenin kendileri için yalnızca bir mahalle olmadığını, aynı zamanda bir buluşma yeri olduğunu ifade ediyor.
Baykal, “60 yıldır Hunat Mahallesi’ne ayak basmadan yapamam. Burası bir kültürü bünyesinde barındırıyor. Hemşeriler burada birbirlerine bağlı.” ifadelerini kullanıyor.
1970’li yıllardan günümüze kadar hemşerilerin burada buluştuğunu söyleyen Baykal, yıllar içerisinde Hunat Mahallesi’nin kendilerinde adeta bir alışkanlığa dönüştüğünü anlatıyor.
Altmış yıl…
Bir insanın hayatında çok uzun bir zaman. Fakat Baykal’ın sözlerinde Hunat, geçmişte kalmış bir adres gibi değil; her gün yeniden dönülen bir yer gibi karşılık buluyor.
Belki de mahallenin sırrı burada gizli.
“Mahallemizde hep bir aradayız, birlik ve beraberlik içerisindeyiz”
Eğer Hunat Mahallesi’ndeyseniz, onu tanımamanız imkânsız…
Çay içmek için bir yere oturduğunuzda, ayakkabınızın marka ve modeli fark etmeksizin ayakkabınızı boyayan tek ayakkabı boyacısı: “Sarı”…
Onu gördüğümde sormadan geçemiyorum:
Nedir bu mahallenin sırrı?
Hunat’ın yörelerin buluştuğu bir kültüre sahip olduğunu ifade eden “Sarı” mahlaslı ayakkabı boyacısı Ferhat Duman, 22 yıldır burada ekmeğini kazandığını anlatıyor.
Duman, “22 senedir Hunat Mahallesi’nde ayakkabı boyacılığı yapıyorum. Ekmeğimi taştan çıkartıyorum. Mahallemizde hep bir aradayız, birlik ve beraberlik içerisindeyiz. Maraş’tan, Yozgat’tan, Toraman’dan, Özvatan’dan, Pınarbaşı’ndan her yerden mahallemizde insanlar var. Burada yaşayan insanlar, kendi köylüleriyle zaman geçiriyorlar. Dertleşiyorlar.” diye anlatıyor.
Duman’ın sözlerinde Hunat, yalnızca insanların çalıştığı bir mahalle olarak karşımıza çıkmıyor. Burası aynı zamanda insanların birbirini tanıdığı, aynı geçmişi paylaşanların buluştuğu ve farklı yörelerden gelenlerin kendi hikâyelerini yaşatmaya devam ettiği bir yer.
Mahallenin bireyler üzerinde bağımlılık yaptığını, Hunat’a alışan birinin buradan kolay kolay vazgeçemeyeceğini söyleyen Duman, mahallenin tarihinden kaynaklanan kozmopolit yapısına dikkat çekiyor.
Bir başka deyişle Hunat’ta insanlar yalnızca aynı sokakları paylaşmıyor; aynı zamanda geçmişlerinden taşıdıkları bağları da burada yaşatıyor.
“Her yörenin insanı Hunat Mahallesi’nde; 1649 yılındaki Kağnı Pazarı kültürü hâlâ devam ediyor”
Çayın kokusundan bahsettik; o maharetli elleri görmeseydik olmazdı diye düşünüyorum.
Hunat Mahallesi’nde çay ocağı işleten 61 yaşındaki Mehmet Çetin ile sohbet ediyoruz.
Çetin, Develi’de 1963 yılında doğduğunu ve kendisini bildi bileli Hunat Mahallesi’ne gelip gittiğini anlatıyor.
“Develi’de 1963 yılında doğdum. Kendimi bildim bileli Hunat Mahallesi’ne gelir giderim. Şu anda da ocak işletiyorum. Hunat Mahallesi, yapısı itibarıyla çok yönlü kültürleri bünyesinde barındıran bir mahalle. Burada Ağrılısı, Karslısı, köylüsü, şehirlisi; her yöreden insanımız var. Kısacası her yörenin insanı Hunat Mahallesi’nde. 1649 yılındaki Kağnı Pazarı kültürünü hâlâ devam ettiriyor.” şeklinde konuşuyor.
Çetin’in anlattığı Hunat, geçmiş ile bugün arasında kurulmuş bir köprü gibi…
Bir tarafta 1649 yılında Evliya Çelebi’nin dikkatini çeken “Kağnı Pazarı”, diğer tarafta bugün aynı sokaklarda çayını içen, ayakkabısını boyatan, hemşerisiyle sohbet eden insanlar…
Yıllar değişiyor, insanlar değişiyor, şehir büyüyor. Fakat Hunat’ın insanları bir araya getiren özelliği varlığını sürdürüyor.
Çaylarımızı ve sohbetimizi bitirdikten sonra evime doğru yol alıyorum.
Sabah yola çıkarken Erciyes’in ihtişamına dalıp geç kaldığım o Kayseri sabahını düşünüyorum. Hunat’a girerken duyduğum çay kokusu, fırından yeni çıkmış simidin sıcaklığı ve ayakkabı boyacılarının telaşı hâlâ aklımda.
Bu kez Hunat’tan ayrılırken başka bir şey daha fark ediyorum:
Belki de bir mahalleyi mahalle yapan yalnızca binaları, sokakları ve dükkânları değildir.
Bazen bir mahalle; insanların yıllar boyunca birbirini aradığı, bulduğu, dertleştiği ve geçmişini taşıdığı yerdir.
Hunat da farklı şehirlerden gelen insanların hikâyelerini aynı sokakta buluşturan böyle bir mahalle…
Ve belki de 1649 yılındaki Kağnı Pazarı’ndan bugüne kalan en önemli miras, insanların hâlâ burada birbirlerini bulmaya devam etmesidir.
